12 Temmuz 2008 Cumartesi

Salon ve Vizyon

Son günlerde Galatasaray'a dair platformlarda konuşulan bir husus; Abdi İpekçi'ye mi geçelim, yoksa Ayhan Şahenk'te mi devam edelim tartışması. Çeşitli boyutları var bu sorunsalın. Yüzeysel düşünen bir taraftarın salon ve stad kıyaslamalarındaki başlıca süzgeci, akustik ve ona bağlı atmosferdir, en azından öyle olması gerekir. Malumumuz, Abdi İpekçi günümüzdeki yapısıyla, tribünlerin parkeye uzaklığıyla, numaralı taraftarının ön taraftaki bildiğimiz mobilyaları işgal etmesiyle kötü bir izlenim veriyor. Ayhan Şahenk'te bir sezon boyunca, istenildiği zaman nasıl bir tribün yapılabileceği gözüktü. Gün geldi 10 kişilik tribün alkış topladı, çünkü salonun yapısı buna izin veriyordu. Abdi İpekçi'de 10 kişiyi düşününce tüylerin kalkmaması elde değil.

Salon konumu ise tamamen öznel bir durumda. Herkes kendine yakın olanı istiyor. Evet, KARŞI'dan Ayhan Şahenk daha yakın ama 2 saatlik Abdi İpekçi olursa da 'gelmeyiz' diyeceklerden değiliz. Bir de o var sahi; şu olursa gelmem, bu olursa belki, o olursa büyük ihtimal'ciler türedi. Hiç salonlara gelip de canınızı sıkmayın, arada bir Ntv verirse izlersiniz belki. Yapılmayan transferlere söver, yönetimi masadaki bardağa boşaltılmış rakının gazıyla istifaya davet edersiniz. Kim bilir, bir gün derbi maçında salona bile uğrayabilirsiniz, forumlarda her zamanki gibi cefanızla övünürsünüz pervasızca.

Salon büyürse, vizyon da büyürmüş. Öyle diyorlar. Yahu salonda aynı adamlar olduktan sonra, istersen Ali Sami Yen'de çıkalım amatör branşlara. Tribüne bugüne dek semtten adam ışınlandığı görülmediği gibi, 3 maçlık misafirlerin de kalıcı olduğuna rastlanmamıştır. Yine bilinmedik bir deneyim olsa bir ihtimalden söz edebiliriz, ama bu takımın yıllar yılı süren bir Abdi İpekçi deneyimi var bomboş tribünler önünde.

Tribün denince zihninde kırmızı koltuklar canlanınca, atmosfer deyince de 'haydi ıslık' ön plana çıkıyor tabi bu geniş vizyon gereği. Kamyon da çarpar, güneş de çarpar şu sıra. Aman dikkat.