6 Ekim 2008 Pazartesi

Uzun Yolun Kısası..


34 ZAD Doksan küsür..

Trabzon'nun Konya'daki maçına İstanbul'dan deplasman yapan araç.. Konuklarını henüz indirip Galatasaray kafilesi için olay mahaaline intikal ediyor. Öyle ki aracın temizliği yanıbaşımızda yapılıyor. Araçtan çıkan olağan deplasman çöpleri bir kenara, çıkan jelibon poşetlerine anlam verilemiyor.

Münferitten mesut Karşı ahalisi; Sefaköy-Çağlayan-Yldz Tek-Lüleburgaz-Ölümüne vb. gruplarla yukarıda bahsi geçen araca yerleşiyor. Takvim 5 ekim pazarı, saat ise 11 sularını gösteriyor..

Araçtaki mozaiğin ortak paydası sınırlı kafa güzelliği..

Sessiz sakin, dertsiz tasasız bir yolculukla feribota ulaşıldı. Gerekli takviyeler bu muhitten yapılarak deniz manzaralı, kamyon\otobüs arası alkol ikindisi gerçekleştirildi.. Taa ki denizin ortasında kopan fırtınaya kadar.. Bir ara durup kendini suların akışına bırakan feribot ' Buraya kadarmış ' hissi uyandırsa da yaklaşık 1 saatlik yolculukla karaya tekrar ayak basabildik.

Yeşil mi yeşil bir manzara ve esmesede gürleyen yağmur ve yine sessiz sakin bir yolculuk ile Bursa'ya ulaşıldı.. Polis noktasındaki sıkıntılı arama, gbt vb. işlemler can sıksada az fire ile stada doğru hareket başladı.. Etrafta maça doğru yol alan tüm Bursalılar istisnasız kafa kesme hareketlerinden vazgeçip, 5 işareti yapmakta.. İnanmak başarmanın yarısıdır diyerek devam ediyoruz..

Kültür park yanı, emniyet otoparkına giriş yapıyoruz.. Önümüzdeki otobüs dar alandaki park manevrası esnasında elektrik direğine hafif bir temasta bulunuyor.. Sallanıyor ama yıkılmıyor.. Kaptan devam ediyor ve direk otobüsü teğet geçerek çevik kuvvetin üzerine doğru devriliyor.. Şükür ki kuvvetimiz hakikaten çevik, kimsenin burnu kanamıyor.. Kaptan aynayı kapattınız diye otobüstekileri fırçalıyor..

Geçmiş Bursa'lara nazaran hem deplase kafilesi hem de evsahibi tribün gayet sakin.. Parktan stada uzanan yolculukta kortej gayet zayıf.. Buna rağmen kimse kimseyle ilgilenmiyor.. Dillerde tek beste sesleniyor..

Deplasman girişide gayet sakin, alkolmetreli polislere 0.30 promilin trafikte dahi zararsız olduğu izah ediliyor, Eskişehir formasıyla Galatasaraylıların kapısından Bursa tribününe girmeye çalışan dünyası şaşmış ikiliye yol tarifi yapılıyor ve tribündeki yerleşime sıra geliyor..

2 tribünde sakin..
Şehitlerimiz anısına ortak bir iki tezahürat, Alpaslan Abimizi anarken susan Kapalı Kale Arkası, maçın ilk 2 dakikasında atkıların göğe kaldırılarak tamamlanan anma merasimi ardından ilk üçlü ile bismillah diyoruz..

Geçen sezonun en sağlam performanslarından birini çıkardığımız Bursa maçını hatırlayıp, haydi tekrar diyerek bağırmayanların yerinede bağırsakta tribün henüz kötü günlerimizden sıyrılabilmiş değil.. Eli belinde maç izleyenler bir kenara, tüm tayfa bağırıyor ancak olmuyor işte.. Kimse kopartamıyor kendini hayattan.. Tempo düşük mü düşük..

Devre arasındaki yerleşim değişikliği ardından 2.yarıya daha sağlam giriyoruz.. Sanki takımda farkediyor ve daha bir ' Saldır Galatasarayy ' durumuyla arz-ı endam ediyor.. Gol geliyor ve tellerdeyiz.. Bursa deplasmanlarının en güzel yanlarından biri belkide bu.. Golün hemen ardında kopan Saldırınnn Durmadannn son zamanların en iyisiydi..

2.lig günlerinde de takımının peşini bırakmayan Bursa taraftarının gücü zaten ortada.. Ancak büyük maçlara alışık olmamaktan muhtemel, maç 2-1'e geldikten sonra -yani en çok ihtiyaç duyuldukları anda- çokta etkili olamıyor.. Bizim takım ise cılız ataklarla rakibi sıkıştırmaya çalışıyor ancak bu çabaları tribünü ateşlemeye dahi yetmiyor..

Maç sona eriyor..
Yağmayan yağmura teşekkür etmek gerek derken, Kocaeli geliyor akla.. Hani yine yağsaydı.. Hani belki yine.. O hızlandıkça haykırır, haykırdıkça atardık..

Lüzümsuzca 1 küsür saat bekletiliyoruz.. Ve otobüslerimizin yolunu tutuyoruz.. Devre arasında gelen feribotların iptal haberi sonrasında, taşlanmasakta daha fazla geç kalmasak diye söylenirken kendi kendimize, sessiz sakin bir şehir çıkışı yaşanıyor..

Tabii ki ne mümkün.. Galatasaray tribününün hemen her Bursa'sı farklı bir maceraya sahiptir.. Tam bunları geçirirken aklımızdan, petline adlı bir benzin istasyonunda yakıt ikmali için duruyoruz.. Enteresan şekilde kafile dağılmış durumda ve yalnızca 2 otobüs burada.. Diğerlerinden ses yok.. Allahın siktir ettiği yerdeki kırık dökük benzin istasyonunda yalnızlıktan sıkılan istasyon sahibi amca, markette yaşanan ufak gerginliği abartarak olmadık laflar ediyor.. İnsanlar halen sakin.. Amca durmak bilmiyor.. Meydanı boş bulup dahada azıtıyor ve el kol hareketleriyle fiziksel müdahale yanlışına giriyor.. Şaşılınabilir ancak insanlar halen sakin.. Derken şalter atıyor bir taraftan..1' e 1 ufak bir arbede ardından amca istasyondaki odasına koşuyor.. Neyse diyip otobüslerimize yöneliyoruz ki, amca tekrar çıkıyor ve ilk baştaki gerginliği yaşadığı arkadaşın başında dikiliyor.. Uslanmayan, uslanmadıkça azıtan amcaya burada hakkettiği tepki, verdiği etki sonunda veriliyor.. Amca koşar adım tekrar odaya gidiyor ve 10 saniye sonra elindeki pompalı tüfek ile dışarıya çıkıyor.. Karşı sında sadece 3-4 Galatasaraylı ve jandarma trafik aracındaki 2 asker bulunmakta.. İnsanlar şaşkın.. Namlunun ucundan uzak durup arkasından dolanarak amcaya müdahale etmeye çalışıyor, ki acele etmelerinde yarar var, amca bizim de bulunduğumuz otobüsün arka kapısına hemen hemen ulaşmış durumda..Kapıda manasızca adamın gelişini izlerken asker silahına davranıyor ve kıvrak bir hareketle amcanın üzerine çullanıyor.. Amcayı kovalayan diğerleride ardından.. Pompalı-jandarma-Yılmaz abi üçgeni jandarmanın pompalıyı almasıyla sona eriyor ancak olay bitmiyor.. İstasyonun diğer işçileri ellerindeki kazma-kürek-orak gibi aletlerle beliriyorlar.. Bilgisayar oyunu gibi.. bu level'dan sonra bonus bekliyorduk..

Yettiniz ulan sesiyle yarım otobüs boşalıyor, oraklar kürekler montaj ediliyor, amca jandarmaya teslim ediliyor ve tüm bunlara sebep olan yakıt ikmali gerçekleştirilmeden olay mahaalinden uzaklaşılıyor.. Sahii Aghahowa o aralar kaçtaydı acaba?

Başka bir istasyonda yakıt ikmali bu kez dikkatli şekilde yapılıyor ve yola devam ediliyor.. Ediliyor denildiğine bakılmasın hemen ardında asıl çile başlıyor.. Ucu bucağı görünmeyen bir araç konvoyu.. Kilometreler saatlere ayak uyduramıyor.. Yaklaşık 2 saatte 5 km ilerleyen otobüs, köy yollarına sapıyor.. Bilinmeze doğru ilerliyoruz.. Gecenin bir saati ahırdaki hayvanını yemlemeye kalkan amcalara ' Selamın Aleyküm dayı, İstanbul bu taraf mı ' diye soran atkılı formalı bir otobüs adam.. Amca bildiğinide unutup koca otobüsü yeni bir bilinmeze döndürüyor.. Artık trafik sorunumuz yok.. İstanbul'a varmayı zaten akıldan çıkarmışız keza kaybolmuş durumdayız.. Aklı evvel bir arkadaşın önerisi tek ihtimalimiz oluyor ve yaklaşık 1 saat süren alternatif yol serüvenini geri sarıyoruz ve geldiğimiz yöne doğru yol alıyoruz.. Ahırdan çıkan amcadan bu kez Bursa yolu tarifi alışımızla, sözkonusu amca hayatını sorgulamaya başlıyor ve ruhsal dünyasında bilinmeze yol alıyor..

Ana yola geri dönüyoruz. Tam 1 saat kayıp ve başladığımız yerdeyiz. Kaptan pes ediyor. Sağa çekip aracı stop ediyor. Öylece bekliyoruz.

Geldiğimiz gibi döneceğiz ulan gazıyla, kıvrak bir hamle ile otobüs tekrar yol istikametine sokuluyor.. Sanki gidebilecekmiş gibi tekrar hevesle araca doluşuyoruz apar topar.. 5 saniye geçiyor ve o ses duyuluyor tekrar.. ' Kaptan arka kapııı.. '

Tekrar iniyoruz..
Manasızca yürüyoruz karanlıkta.. Bir açık fırın beliriyor.. Tüfekli benzinlikten sonra önce dostluk elçisi yolluyoruz. Gelen ' temiz ' haberiyle, sıcak ekmek ve bir miktar kaşar peyniri edinebiliyoruz. Artık yürürken elimizde bir de ekmek arası kaşarımız var.. Konvoydaki meyve sebze araçlarından ikram, üzüm ve domatesler ile sofrayı şenlendiriyoruz.. Efes Pilsen dağıtım aracı hayalleri ile yemekleri bitiriyoruz..

Arkamızı dönüp bakıtığımızda otobüslerden iz yok.. Yaklaşık 2 km yürüyüşün ardında tek başımızayız neresi olduğu dahi bilinmeyen bir yerde.. Kafaların sağa çevrilmesiyle bir otobüs durağı farkediliyor.. Bir köyün çıkışı burası ve kırık dökük bir otobüs durağı.. Tek bir bank. Üzerinde Yılmaz Başkan oturuyor.. ' 76 M geçer mi abi ' diyoruz, ' Başımıza daha ne gelecek ' diyor..

Yarım saatlik bekleyişle 76 M değil, deplasmanbüs geliyor.. Yerimize geçiyoruz ve karnı tok sırtı pek bir şekilde gözlerimizi yumuyoruz usulca..

Saatlerce sadece 10 km\h ile gidebilen araç, gözlerimizi açtığımız anda bunun minimum 10 katıyla gidiyor ve acı bir frenle kırmızı ışıkta geçen tıra doğru kayıyoruz.. Gözlerini açtığı an, öldüğü an olmamalı insanın diye dua ediyoruz ve şükür ki atlatıyoruz..

Ardından gelen 2-3 ölüm tehlikesi daha gösterdiki, 1 kaptan uyumadan İstanbul-Konya-İstanbul-Bursa parkuruna çıkmamalı.. Sonrasında pek uyumuyoruz, son anlarımızı hatırlamak amacıyla..

Saatler 05:00 ' i gösteriyor Şehr-İstanbul'a merhaba dendiğinde.. Yol boyunca insanlar bırakılıyor..

Bir deplasmandan daha geriye anlatacak hiçbir şey kalmıyor ve uğruna bozduğumuz yeminlere bir yenisini daha eklemenin suçluluğu ile yenilmez armadanın bir süredir devrettiği kupalarımızdan olan Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı söküp almak için mikrofonlarımızı Ankara'ya çeviriyoruz..

Haydi Bastır Şanlı Galatasaray,
Taraftarın Her Zaman Seninle..