7 Ocak 2011 Cuma

Vakit tamam!








Öykünün yarım kalmış satırlarında anlatılacak fazla bir şeyimiz yok. 2003 yılında suyun öte tarafında oturan, yaşları 35’in üzerinde bir kaç dinazor tarafından kurulan ve zamanla çeşitli yaş aralıklarından benzer hayat ve tribün yaşantısından doğan bir avuç insanın, yaşattığı bu grup; boyadığı bilmem kaç metrekare pankart, branş ayırmadan desteği hak edenin peşinden gittiği onlarca salon & binlerce kilometre deplasman, hayatlarında ıskaladıkları onca maddi manevi düş kırıklıkları ile besledikleri karşılıksız sevgiyle Galatasaray tribününe vadesi hiç dolmayacak bir vedada bulunuyor..



Nedeni niçini sorgulanmayacak bir yolculuk bu,

bir sabah hiç uyanamadık.

Öldük sandılar,

halbuki en sıcak güneşimizdi..


****


Harçlıklarından, derslerinden ailelerinden Galatasaray’a hayatlarını ayıran,

hayatlarının baharında Galatasaray’a sevdalanmış binlerce gencecik beden..



Galatasaray’ı;

Sadece Galatasaray için ve sadece Galatasaray’la sevin.

Unutmayın ki tellerin ardından ona bakmak umuda sarılmaktır.


Eyvallah..


KARŞI!

5 Ocak 2011 Çarşamba

bir intiharın anatomisi..



gerçek intihar başlıbaşına bir isyandır.. kimseyle paylaşmazsın, hiç kimseye de çaktırmazsın aslında, kimse senden beklememeli, onlara tokat gibi çarpma hissi vermeli ve bu sahte dünyada intihar etmeni gerektirecek, yaşarken onlara anlatamadığın her ne konuysa, onların düşünmelerini sağlayacak.. senelerce, sayfalarca, pankartlarca, bestelerce anlatmaya çalışıpta anlatamadıkların belki yine anlaşılamayacaklar ama enazından düşünülecekler, sorgulanacaklar.. evet sadece bukadar ve kuvetle muhtemel 1 hafta belki 10 gün yavaş yavaş acıları dinmeye başlayacak, her şey gene sensiz devam edecek..


hiç zor birşey değil, sadece çıkacaksın ve atlayacaksın, o anı yaşamak gerek yanlızca, sadece sen varsın ve o an var, bir de katetmen gereken son bir yol. sonrası gerçeklik ve huzur, kim bilebilir ki bunu.. düşünme ve ardına bakma, eğer oraya çıktıysan zaten bunun üzerinde çok fazla düşünmüş olmalısın, hiç kimseye de birşey söyleme bu konu hakkında, yap sadece ve gitsin. insanın en son anı en azından kendine özel olmalı, çıktın mı, bir saniye bile beklersen kıyamazsın geride bırakacağın bir çift renge. fakat böyle olmamalı, esaslı bir intihar içinde tanrıya ve hayata ve insanlara baş kaldırışı da barındırmalı, bu nedenle de zaten senin dışında hiç kimse hatta eğer mümkünse tanrı ve hayat bile bilmemeli bir nefesin bu dünyadan yok olduğunu, hem o zaman zebaniler de bulamazlar seni belki diğer dünyada. atla sadece, koyver gitsin, hepsi bu, başka bir şey yok, üzerine düşünülmeye değecek bir konu da değil açıkçası, senin gibi Galatasaray bağımlısı binlercesi daha var zaten bu dünyada, bir sen, bir sensizlik hiç kimse için hiç birşey ifade etmiyor ki zaten senin dışında, ve sen de şimdi gidiyorsun, sade ve abartısız.



vakit tamam
nefes alıp ver
hiç bir şey söyleme
zaten duymazlar seni
etrafına bak gerçekleri gör
her şey boşuna
kollarını aç
rüzgar bedenini sarmalasın
son kez Sami Yen'i süz
gözlerini kapat
kulakların uğuldasın
kapalı çatısından bırak kendini
ve oldu işte
bitti!

4 Ocak 2011 Salı

Cevapsız Sorular




Aşağıdaki isimler ve öznesi olduğu sorular kimseyi övmek ya da yerin dibine batırmak amacıyla konu edilmemiştir. Ancak insanoğlunun imza attığı harikuladeliklerin de temeli sorduğu sorular ve eleştirel yaklaşımıdır, değil mi? Galatasaray'da ise belli başlı konuların ve isimlerin artık sesli biçimde dile getirilmesinin vakti ise çoktan gelmiştir. Zira, 100 yılı aşkın tarihimizin bize yüklediği sorumluluk bu eleştirel bakış açısını gerektirmektedir.


-Keita'nın gönderilme sebebi disiplinsizliği mi yoksa 8 milyon €'luk teklifi görünce tez yazası gelen basiretsiz Galatasaray yöneticileri midir?


-Keita'nın bu forma altında barınmamasını gerektirecek kadar yakışıksız hareketleri olmuş mudur?


-Disiplinsizlikleri ve isteksiz futbolu bahane edilerek kadro dışı bırakılan Misimovic midir dibe vuruşun sorumlusu ya da Hakan Balta, Servet gibi oyuncuların da bunda katkısı hiç mi yoktur?


-Adı, futbol dışı işlere karışan, menajer olduğu iddia edilen Serdar Özkan'ın "cezası" ona ilk 11'de yer verip parçalı formayı teslim etmek midir?


-"İlke", "Galatasaray etiği", "tünelin ucundaki umut dolu günler" gibi edebi kalıpları ağzından düşürmeyen sayın başkanımız, son yaptığı transferle şanlı tarihimizi "şanlı" yapan nice ismin kemiklerini sızlattığının farkında mıdır?


-Galatasaray'ın -anlam veremediğimiz, zaten bir süredir de anlam aramaktan vazgeçtiğimiz- bu gidişinin sorumlulularının yapacağı tek şey istifa değil de nedir?

2 Ocak 2011 Pazar

Lider girdik lider çıktık!

Beşiktaş CT 71 - Galatasaray CC 73

Başta kişiliği ve teknik analizleriyle takıma gerçek ruhunu kazandıran hocamız Oktay Mahmuti olmak üzere kutsal formanın hakkını vererek Galatasaray ruhunu salonlarda yaşatan tüm aslanlarımızı tebrik ederiz..

31 Aralık 2010 Cuma

Bu sene, s"o"n sene..


Takıma :
yürek,
azim,
istek,
Metin Oktay ruhu,
takım satışının yapılmadığı,
formanın kıymetinin bilindiği;

Tribüne :
bilek,
dostluk,
arka çıkabilme kabiliyeti,
duruş,
bağımsızlık,
rantsızlık,
Peygamber Hüseyin ruhu,
dosta güven düşmana korku verilebilen;

Yönetime :
akıl,
fikir,
taraftarı satmama kabiliyetine varılan,
kendi çıkarından önce kulüp menfaatlerinin göz önüne alındığı,
rakip yönetim özentiliğinin savuşturulduğu,
Ali Sami Yen ruhu,
maddiyattan önce kulübün şanının düşünüldüğü,
koltuk değil arma sevdasının ağır bastığı;


YENİ BİR SENE DİLERİZ..!

29 Aralık 2010 Çarşamba

Ne de güzel oluyor!




Kabına sığmayan binlerce taraftar...


Takımına inanmış binlerce yürek...


Basının eleştiri ablukasına, rakip takım oyuncularının provakasyonlarına, hakemlerin artniyetine, yönetimin acziyetine rağmen "kafa bozmamaya" karar vermiş, yalnızca takımını destekleyen binlerce ses, binlerce çelik sinir.


Başta Oktay Mahmuti olmak üzere, teknik heyetiyle, oyuncusuyla, Galatasaraylılığı ve o ruhu özümsemiş alnından öpülesi insanlar.


Galatasaray ruhu sahadaydı bugün...


Ali Sami Yen'in, Metin Oktay'ın ruhu ete kemiğe büründü bugün...



Ne de güzel oldu, ne de güzel oluyor!


Galatasaray 67-56 FB Ülker

28 Aralık 2010 Salı

"Orada" olamamak..




Tribünün havasını solumuş, tribünden takımını desteklemenin tadına varmış birisi için ne eziyet vericidir "orada" olamamak.

Stad ya da salon farketmez elbette...

Aynı renklere, aynı armaya gönül vermiş, aynı duyguları paylaşan bir kitle ister 500 ister 50.000 kişi olsun, aynı mutluluğu verir insana. O üçlüyü çekmek, "cimbombom!" diye haykırmak, "rerere rarara" diye kendinden geçmek, sevgini en saf duygularla dile getirip ses tellerini yüreğine bağlamak ne muhteşem bir şeydir!

Tribündeki o sinerjinin uzağında olmak ağır gelir taraftara. Uzaktasınızdır, gelme imkanınız yoktur ya da kıt kanaat karın doyurduğunuz yaşamınızdan arttıramazsınız, elde avuçta yoktur bir şey.

Televizyon başında, kör duvarların ardında, demirlerin öte tarafında...

Taraftara acı verir takımından uzakta kalmak.

Yüreğinizi binlerin ortasına yollamak en kaçınılmazıdır. Arma aşkın ve inancın, tribününün inancına karışır da büyür dur durak bilmeden.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Liderliği almak için;



Sana vuruldum diye düşman oldular bana
Tanımıyorlar beni canım koydum yoluna

Çarelerim tükenmez böyle sevdam oldukça
Kanım çekiyor seni, asilik var soyumda

Herşey senin uğruna
katlanmak boyun borcum
...



20:00
29.12.2010
ABDİ İPEKÇİ'DEYİZ!

21 Aralık 2010 Salı

Sessizliğe haykırış..



Rüzgar üzerime saplanmış olan bütün kiri ve ruhumdaki bütün irini söküp atıyor. Geriye sadece ben kalıyorum ve ince bir uğultu sesi. Düşüyorum ağır ağır, sarı ve kırmızıyı hissedercesine, yüzümde kocaman bir kırgınlık. Tenim yanıyor ve öylesine yalnızlık kokuyor ki hava, mutluluk ve acı yer değiştiyor. Her yerimizi sarıyor bu pis hissiyat. Terk edilircesine kaderine. Tanımamazlıktan gelircesine. Böylesine bir oluşumsal gariplikler silsilesi. Düşüyorum ölümü bile arkamda bırakarak, sonsuz girdaplar misali , yalan hayallerin varolduğunu haykırarak. Düşüyorum onların sahtekarlığının ucsuz bucaksız uçurumlarından aşağıya doğru her gece, ardından tan kızıla boyanıyor açıyorum gözlerimi ve haykırıyorum; bitmedi sürüyor o kavga, kavgamız...

20 Aralık 2010 Pazartesi

ASY Nostalji 8



*En Heyecanlı Maç: '93 GS-M.United 0-0 biten maç. Şampiyonlar Ligine katılan ilk Türk takımı olduk. Yeni Açığın altında zor yer bulmuştum ve bulunduğum yerden 98 tane davul sayabilmiştim. Öncesi, maç anı ve sonrasıyla gittiğim en heyecanlı maçtı diyebilirim. Not: Ulan Cantona!!!


*En Üzüldüğüm Maç: Sezonu hatırlamıyorum ama Fener hafta içi Sigma'dan 7 yedikten sonra Aykut'un golüyle 1-0 yenmişti bizi. O mac bana fena halde koymuştur hatta hala da uyuz olurum aklıma geldikçe...


*En sevindiğim Şampiyonluk: Fenerin, Fenizli hezimetinden sonraki Şampiyonluğumuz. Bunu meşhur Eskişehir maçına gelemediğim için yazıyorum yoksa 1 numaram elbette o olurdu...


*En Kahrolduğum Maç: Geçen gün blog'da bahsi geçen, Rotariu'nun topu kara takıpta kaleye yuvarlayamadığı Werder Bremen maçı...


*En Garip Mac: Sezonu hatırlamamakla beraber 2 gün üst üste maça gidip de sis yüzünden ertelenen Antalya maçı. Kapalıdan, Yeni Açıkla karşılıklı tezahürat yapılıyordu ama kimse var mı yok mu bilinmeden. Sonra gaipten gelir gibi sesler gelmeye başlamıştı. Orta sahanın yuvarlagı bile gözükmüyordu...


*En İğrenc Mac: 2002-2003 sezonunda kar altinda oynanacak gereksiz bir Malatya maçından önce, Yeni Açıkta 3 arkadas kartopu oynarken polisler tarafından aşağıda caddede bekleyen emniyet ekiplerine kartopu attığımız gerekçesiyle alındık. İnceden darp edildikten sonra ikna çabalarimiz sonuç verdi ve stada geri soktular bizi ama Yeni Acik altta seyretmek şartıyla...


*En İçimde Kalan Mac: '88 de orta 2 ye gidiyordum ve o gün 2 tane yazılım vardi. Hem bu yüzden hem de babam da macta olacağı için gidememiştim ama derste maçı walkman'in radyosundan dinlemiştim...


En güzel maç diye bir maç belirleyemedim çünkü her maç özellikle de kazanılan her maç ayrı bir güzeldir Sami Yen'de...

19 Aralık 2010 Pazar

ASY Nostalji 7



Yillar yillar once;

ASY'de bir Fener maci oncesi, henuz cok kucugum...
Adamin biri bir tezahurat soyledi bilet kuyrugundayken.
Aklimda cikmadi bir turlu o gun bu gundur cikamadi.
Tezahuratin da boylesi diyerekten ufak yasimda bilinc altima islemis besbelli.

Hatta mactan yillar sonrasi yine bir fener maci oncesi bir mail ortaminda yazmistim bunu, rahmetli Alpaslan Abi okumus: "Ulan U. B. yillardir maclara gider gelirim, boyle bir tezahurati hic duymadim" yazmisti.


Iste o tezahurat;

Kalamis'tan bir vapur kalkiyor, kalkiyor
Cim Bom Fenere nah boyle basiyor
Ah fenerim vah Fenerim, ben seni boyle hep severim!

Kadikoy'un etrafi evlerdir, evlerdir
Istanbul'un i.nesi Fenerdir, Fenerdir
Ah Fenerim vah Fenerim, ben seni boyle hep severim!


*Bilet kuyrugunda ki "o abiye" ithafen yazilmistir..

18 Aralık 2010 Cumartesi

Galatasaray ruhu yok hiç birinde..


Noel yaklaştı yabancı topçular için, yarı devre yaklaştı türk topçular için.

Noel izni istedi yabancı topçular. Son maça dahi çıkmak istemedi kimileri. Tek istedikleri aileleri ile bu tatili paylaşmaktı!

Devre arası izni ile yılbaşını birleştirmek istedi türk topçular. Tek istedikleri biraz kafalarına göre takılıp keyiflerince tatil yapabilmekti!

Hagi olmaz dedi..

Kimisi olmadık yere formasını giydiği külübün menfatlerini hiçe sayarak kart cezalası olmayı tercih etti, kimi sakat ayağına yatıp tatil programını bozmamanın yollarını aradı.

Peki neden kimse bunlara sormuyor,
siz zaten aylardır yeterince tatil yapmadınız mı diye?

16 Aralık 2010 Perşembe

Tek Comandante HAGI !


berlin panteri volkan
taçsız kral quaresma
imparator aykut
boğazın boğası holosko
avrupa fatihi fener
inönü arena
2 sene üst üste şampiyon olduk bestesi
dolmabahçe geceleri bestesi

vs. vs. vs.

15 Aralık 2010 Çarşamba

ASY Nostalji 6


Tarih 16 Mart 1992.


Hava parçalı bulutlu ama kuru ayaz.


Akşam doğru hava iyice bulutlanarak bozuluyor.


Tarih 17 Mart 1992


Yağmur bütün gün yağıyor.


Akşam yağmur yerini karla karışık yağmura bırakıyor.
Gece geç saatte ise kar yağışı başlıyor


Tarih 18 Mart 1992


Sabah itina ile okul kırılıyor.
Ramazan olduğu için yanımıza nevale almaya gerek yok.


Yola koyuluyor.
Yerlerde kar yok ama hava oldukça soğuk.


Cepte doğru dürüst para yok o nedenle yeni açık kuyruğuna giriliyor.


Herkesin aklında dilinde ilk maçtan sonra Mustafa Denizli'nin gazete manşetlik demeci var:


"Bunun İstanbul'u da var."


Soğuk havada zıplaya zıplaya ısınınarak yeni açığa ilk giren 50-60 kişi içindeyiz.


İçindeyizde nedir bu sahanın hali yahu?


"Kardeşim sadece Mecidiyeköy'e mi kar yağdı?


"Ulan keşke İnönü'de oynasaydık."


"Abi ben Beşiktaş'tan geliyorum gram kar yoktu orada" lafları...


Saha karla kaplı ama ötesi yok bu tur geçilecek.


Yeni açığa girmenin esas maksadı yeni açık alt tarafta bulunan
Kapalı demirlerinden içeriye sızmak.


Gel, git, kontrol derken tribün doluyor ama
bir punduna getirilip demirlerin içinden Kapalıya sızılıyor.


Artık Kapalı'dayız, hem de yeni açık fiyatına.


Kapalı üst üste, bizde Kapılı üstte üst üsteyiz.


Bir bacak koltuğun kenarına basarken diğer bacak duvardan destek alıyor.


Oruçluyuz bu arada, hani "Bremen'e koy"
derken sakatlanır mı lakırdısı, esprisi ile maç başlıyor.





Maçın 0-0 bitmesinin ardından TeknikDirektör Mustafa Denizli'nin "Allah galip gelmemizi istemedi" açıklamasının sebebi ise son saniyelerde Rotariu'nun kaleye doğru giderken zemini örten karlar yüzünden çizgide donup kalmasıdır ki hala daha hafızalardan silinemez o an. Maç sonrası derin bir hüzne boğulsada tribünler yine de takımı bağrına basmıştır mücadelesinden dolayı. Werder Bremen ise finalde Monaco'yu yenerek kupaya uzanmıştır..

14 Aralık 2010 Salı

ASY Nostalji 5


Hangi sezon olduğunu hatırlamıyorum ama kafadan 20 yılı vardır. Gündüz maçları zamanı, ikinci yarının ilk maçı. Ali Sami Yen'de Kocaeli ile oynuyoruz. Kar yağmış hava buz gibi, iki kafadar sabah 07:30'da Ali Sami Yen sokaktayız. İlk manzara bizi şok ediyor; kimsecikler yok. bunu ilk defa yaşıyoruz, gişede ilk sıradayız. Konu ile ilgili şakalar espriler derken götümüz donmaya başlıyor. Oraya buraya bakınırken bir tane teneke kutu buluyoruz. Hemen çalı çırpı toplayıp tenekenin içinde yakmaya başlıyoruz. Bu şekilde bira ısınıyoruz. Sonra ateşi yanına 3er 5er millet toplanmaya başlıyor. birbirimize sokularak kuyruk oluşturuyoruz. O zamanlar yeni tezahürat eğitimleri kuyrukta olurdu. Yeni bir tezahürat yapılmış 1-3-7-9 tekrarlıyoruz. Sonra kapılar açılıyor, kendimizi Kapalıya atıp bütün tribün yeni tezahüratı söylüyoruz.


"Ligler başladı bu hafta , ligler başladı bu hafta
Cim Bom yine en başta, Cim bom yine en başta
Yolumuz bu gideriz, yolumuz bu gideriz
Lideriz biz lideriz, lideriz biz lideriz."

12 Aralık 2010 Pazar

Anlayana..

Sizleri bu kulübe getiren yeteneğinizdir.
Kalmanızı sağlayacak olan ise karakteriniz...

Fazla söze gerek yok; zira herkes kendisini çok açık ve net ortaya koydu. Ben buyum dedi. Bunu bile göz göre göre yaparım dedi. Bu forma bana ağır geldi dedi. Benimle bu iş olmaz anlayın dedi. Ben değil Galatasaray ruhu, tuz ruhundan bile anlamam dedi. İnat ederseniz bugünlerinizide aratırım dedi. Her şeyi ama her şeyi geçtik, Galatasaray taraftarı mabedimdir, evim gibi kutsalımdır dediği stadın son maçında o tribünlerden maç dahi bitmeden çıkıyorsa eğer bu işte derin bir sıkıntı var demektir. Anlayana...

SAMİ YEN HAKKINI SİZE HELAL ETMİYOR!
BİZ DE ÖYLE...

11 Aralık 2010 Cumartesi

ASY I Bu incecik bir veda havasıdır..



GALATASARAY - Gençlerbirliği
ALİ SAMİ YEN
11.12.2010

Her hatıran içimde gizli gizli yanacak.
Seni ruhum inan ki, herkesten kıskanacak...
Seninle, ömrümün, geçti en güzel çağı,
Ey, güzellik ilinin sevgi taşan bucağı!

Yakınlar uzak oldu, daha etmeden veda
Hasretin şarabını içtim doya doya..
Çıkıyorum, belki de dönüşü yok bir yola;
Ayrılık acısını içimde duya duya..

Ayrılık geldi çattı, en sonunda gördün mü?
Ayrılırken sadece: bir üçlü çekeceğim!
Merak etme, seninle geçirdiğim bir ömrü,
Yine senin koynunda külleyip gideceğim...

10 Aralık 2010 Cuma

ASY Nostalji 4


14 yıl sonra gelen sampiyonluğun senesiydi.1986-87 sezonu.O günkü heyecanımı anlatamam 8 yaşındaydım ve ilk kez gidecektim kendimi bildiğimden beri aşkını içimde hissettiğim Galatasaray'ımın maçına,Ali Sami Yen'e...Çıktık evden babamla,otobüs köprüyü geçtiğinde heyecanım daha bir artıyordu.Ali Sami Yen'in önüne geldiğimizde heyecanım kat be kat artmıştı.Sonradan düşünüyorum Ali Sami Yen çevresi sıradan bir maça göre fazla kalabalıktı o gün.Antalya ile oynuyorduk ve her taraf hınca hınç doluydu.Sıkıntılı bekleyiş o küçücük pencereden biletleri alınca yerini garip bir duyguya bıraktı.Merdivenleri çıkıp kapalının sol tarafına doğru ilerledik.O çimleri gördüğüm ilk anı hayatım boyunca unutamam.Tribünler doldukça doldu,hani o zaman koltuk falan da yok,merdivenleri boşaltan güvenlikler de.Ne tezahurat hatırlıyorum,ne oynanan oyunu,ne de kimlerin gol attığını.Skor dün gibi aklımda 4-0.Maç bitti Antalya'lı bir kaç futbolcu yerde secde vaziyeti almış,bizde herkes mutlu.Çıkıyoruz Sami yen'den Yeni açık tarafından.Şimdiki burger kinge doğru yürüyoruz babamla,bir köprünün altında yankılanan muhteşem sesi unutamam bir de 'böcek'lakaplı wolksvagen arabanın o kalabalık tarafından taşınmasını... Eve dönerken tek bir şey vardı aklımda bir sonraki maça nasıl gelirim? O gün bugündür hep bir yolunu bulup geldim. Şimdilerde ise nasıl ayrılırım diye düşünüyorum. Yine bir yolunu bulabilsem de hiç ayrılmasam...

9 Aralık 2010 Perşembe

Dünya Rakı Günü Kutlu Olsun !




"Aralik ayinin ikinci Cumartesi gunu Dunya Raki Gunu olarak kutlanir..."

Raki severler birbirlerine hediye verir.

Gidip de baskalarina "Dunya Raki Gunu diye bir sey mi var?" diye sormayin, cok ayiplarlar.

Baligi bol, mevsimi soguk, geceleri uzun ve harflerinden "raki" yazılabilen yegâne ay olan Aralik ayinin ikinci Cumartesi'si Dunya Raki Gunu olarak kutlanir.

Bir kayda rastlanmamakla beraber Bekri Mustafa'nin da Aralik ayinin ikinci Cumartesi gecesi dogduğu rivayet edilir.

Bu ozel gun ayni zamanda yilbasinin senlikli bir provasidir.

"Dunya Raki Gunu, Turkiye ve Dunya sathina yayilmis, tum raki severler tarafindan 2006'dan beri coskuyla kutlanr."
Yillar sonra tarihler boyle yazdiginda, "Ben ilk gunden beri kutluyorum" deme sansiniz olsun .

"RAKININ da muhabbeti olur mu?" diyenler cikabilir.

O meyhanelerde gordugunuz raki masalari aslinda muhabbet, sohbet masasidir,

Bektasi der ki :

"Raki agizdan degil, kulaktan icilir.

Biz ona icki degil, dem deriz!"

RAKININ kitabını yazan Deniz Gursoy, rakinin nasil icilecegini degil "Rakinin nasil icilmeyecegini" yazmistir.

Oturursun masaya, garson bir sise raki getirir, mezeleri siralar, kadehini doldurur, icersin!

HAYIR, raki oyle icilmez...

Rakinin nasil icilecegini, ya da nasil icilmeyecegini bilelim..

Raki gunes batmadan icilmez.

Raki yalniz basina icilmez,

Duvara bakilarak icilmez,

Raki keyif icin icilir,

Dertlenmek icin icilmez,

Rak sohbet icin icilir.

Raki, sakadan, nukteden, isletmeden anlamayan bayir turplariyla icilmez.

Raki gurultuyle icilmez.

Raki cabuk icilmez, icip masadan kalkilmaz.

Raki sofrasinda fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir.

Raki sofrasinda sigara kullugune zeytin cekirdegi, limon kabugu konmaz,

Raki kadehine once raki, sonra su, daha sonra da buz konur; bu sıray bozarsaniz, anason kadehin uzerine cikar, rakinin hem tadi hem keyfi kacar.

RAKI'NIN ana mezeleri disinda, ekstra mezeleri de vardır, bir de "goz mezesi" vardir ki....tahmin ettiginiz gibi değil, bakın o nedir?

Yahya Kemal, her aksam sofrasini "kus sutu eksik" kurdurur, ama coğuna el bile surmezmis...

Lakin sursun, surmesin hepsi hesaba yazildigi icin sef garson, "kiyak yapmis", sofraya kirmizi turp koymamis...

Yahya Kemal gelmis, oturmus masaya soyle bakmis garsonu cagirmis:

"Nerede kirmizi turp?"

"Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da..."

"Ben sofraya konan her seyi yemek zorunda degilim, onlarin bazilari benim goz mezemdir!" demis..

RAKI icin cok sey soylenir, yazilir, ama Necip Mirkelamoglu' nun "Rakinamesi" de unutulur gibi degildir;

"Nukte, cinas anlayan, aheng-i bezme uyan, icip zirvalamayan; iste onadır raki."

8 Aralık 2010 Çarşamba

ASY I Nostalji 3


Yok öyle güvenlik adına konan koca demirlerle, seni kutsal kapından ayırmak. Gişeye yakınsın, öndekilere sorarsın gireceğin garanti ama ne olur olmaz. Her o küçük delikten bilet alan geriye bilgiyi geçer, var daha var diye. Gişe çalışmaktadır, tabii şişenin de bu tempoda epey bir katkısı vardır.

Adımını attığın ilk merdivenden koşarak çıkarsın, yetişeceğin başlama vuruşu yoktur gerçi, zaten daha maça saatler vardır, ki o saatlerde, birazdan zincir olmuş dertlerle teker teker azalacaktır.

Yorgunluk olmaz ve ilk sahayı gördüğün an, ki ona her zaman yemyeşil çimler diyemezdik,dünyanın o an en mutlusu sen olurdun. Gözün; yeni açığını, sosyete numaralını, emekli tribünü eski açığı tarar kaç kişi girmiş diye...

Sabahlamanın yorgunluğu çökmeye başlamıştır sende, diğer yorgunların yanına uzanırsın tribünün en köşelerinde. Tabii uzun sürmez, gözlerin o kısacık zamandan sonra açıldığında önce yeni açığa bakarsın, onun dolma performansı önemlidir.

En prestijli yer kapalı orta ve onun en tepesidir. Eğer en tepede bir yere sıkışabilirsen yok artık olursun. Yerleşemesende, üst sıranın arkasındaki koridorumsu yerde olur.

Acıktığın an, yerini emanet edersin birazdan geleceğim diyerek. Dönüş yolu için ayırdığın paradan biraz fazlası varsa, inersin koridora. Banka, store standı olmayan; sağlık odası olsa lan keşke desen, yok artık denecek koridora. Sıcak pide kovalarsın, birde ayran varsa...

Darbukanın ritmiyle başlarsın tezahüratlara. Yenisi varsa tezahüratların söyleye söyleye öğrenirsin, yayarsın.

Arada susarsın ama tribünler yükünü alıpta coştuğun an ; daha en az iki saat vardır ama sen zirve yaparsın.

Ve sonra maç; gol diye bağıracağın anlara kendini hazırlarsın...

Biraz uzağında İETT garajı vardı sabahlamalarda kapısı açık otobüs bulabileceğin. Sedir'i vardı demleneceğin, Altın Fıçı'dan aşağıda kahvesi vardı sabah bir çay içebileceğin. Numaralısı deri koltuk değildi, eski açığının üstü açık, yeni açığın bol demirliydi.

Zaferle çıktığın günler, cadde de tezahüratlar bitmez köprünün altında ses çınlardı.

Evdi orası, senin sarı kırmızı sevdanın evi. Öyle bir ev ki; senin onun için kavga ettiğin, senin üzüntünü, senin mutluluğunu paylaşan...