
Düşünüyorum... düşünüyorum... düşünüyorum...
Öyleyse var mıyım dersiniz?
Yada gittikçe "yok" mu oluyorum?
Sorgulamalar, içsel yargılamalar, çelişkiler alır götürür bazı zamanlar ruhu bedenden. Noluyo ulan noluyo bu dünya'ya?
Kimler kazanıyor kimler kaybediyor? Kimler seviniyor kimler üzülüyor?Kimin eli kimin cebinde? Para ne zaman icat edildi? Kim icat etti? Neden etti ulan? İnsanlar niçin; doğuyor, para kazanmaya çalışıyor ve ölüyor? Neden herkes başkasının önünden yemek için uğraşıyor? Bizler o kağıt parçası için daha ne hayatlar eriticez ne bedeller ödiyeceğiz? Borcumuz kaç para!?
Düşünüyorum... düşünüyorum... düşünüyorum...
Öyleyse var mıyım dersiniz?
Yada gittikçe "yok" mu oluyorum?
Biz büyüdük ve kirlendi dünya değil biz büyüdük ve kirletti dünya olacak doğrusu. O zaten kirlenme evresini tamamlamıştı çoktan... Şimdi sıra biz insanlarda! Bu hızla evrimleşme sürecimizi çok çabuk tamamlıyacağız gibi duruyor... Neden iyi olamadık biz? Neden temiz olamadık biz?
Düşünüyorum... düşünüyorum... düşünüyorum...
Öyleyse var mıyım dersiniz?
Yada gittikçe "yok" mu oluyorum?
Neden günler geçtikçe "yüz" sayısı artıyor. Yani neden tek yüzlü insanlar yok pek ortalıkta!? Heryer hep iki üç dört beş yüzlü insanlarla dolu. Şirketler,apartmanlar,sokaklar... Ne zamandan beri riyakarlık önemli bir özellik oldu? Ne zamandan beri riyakar olmayanlar kaybediyor? Kaybetmeye mahkum mu edildik biz?
Düşünüyorum... düşünüyorum... düşünüyorum...
Öyleyse var mıyım dersiniz?
Yada gittikçe "yok" mu oluyorum?
Bu dünya defolu neden? Az mı ödedik yoksa?
Ucuza aldık belki de hafife...
Farkını ödesek defosuz olanını alabilir miyiz?
Ne! Kalmadı mı? Hay...!
Ümitler peşinden koşmak yararsız mutluluğu aramak faydasız bir tek umut var o da GALATASARAY!
Sana ait tüm umutlarımız, ey tellerin ardındaki sarı&kırmızı!
CİMBOMBOMUM SEN ÇOK YAŞA
CANIM FEDA OLSUN SANA
HİÇ BİR ŞEYE DEĞİŞİLMEZ
SENİN SEVGİN BU DÜNYADA
31 Ekim 2007 Çarşamba
Tüm Defolu Dünyalara...
29 Ekim 2007 Pazartesi
İnternet Sen Bizim Herşeyimizsin...!
Seyircisiz oynanan Ankara maçı, UEFA kupası grup ilk maçındaki Bordeaux deplasmanın 2. yarısındaki oyundan sonra Denizli maçı için çekinmedim değil. Evde bir yandan da forumlardaki yorumlara göz atarak nostaljik olarak radyodan dinlemeye verdim kendimi. İlk 11 seçimi ile başlayan eleştiriler oyun düzenine dayandı. Arada aşırı hızdan dolayı laf evinde maçı seyretmek yerine kalkıp Denizli’ye maça giden ve orada Galatasaray’ı desteklemeye çalışan taraftara kadar uzadı. İlk yarıda takımın oyun kurucusunu başarı ile kilitlendiği söylenen Bouzid penaltı ile birden “tu-kaka” ya dönüşüverdi. Birden bire ne futbolculuğu kaldı ne bir şeyi.
Tabi her şeyin hedefi direk olarak Kalli idi. Oyuncu seçimi , tertibinden kimse memnun kalmamış, klavyesini alan foruma koşmuş. Hali ile ne yaşı kaldı ne başı.
Benim merak ettiğim ilk 11’den 6 kişinin sakatlık nedeni ile takımda yer almadığını sadece ben mi biliyorum?
Klavye başına oturunca bazı şeylerin dozu kaçıveriyor gibi.
24 Ekim 2007 Çarşamba
Ne Var Ne Yok?
UEFA Kupası – H Grubu 1. maçında Fransız Girondins De Bordeaux ile Galatasaray 25 Ekim 2007 Perşembe günü KARŞI KARŞIya geliyor. Chaban-Delmas Stadyumunda Robert Malek'in yöneteceği maç 20:00'da başlıyor. Maç günü Bordeaux’da hava parçalı bulutlu ve termometreler gündüz 12 dereceye ulaşacak. Gece sıcaklığı ise 4 derece. Herşey iyi hoş güzel sayın seyirciler fakat... fakat temsilcimiz çok eksik bir kadroyla sahaya çıkacak... İşimiz çok zor çok!
Genel bilgilerin haricinde bakıyoruz ki takım ile ilgili haberlerin baş köşesine yapıştırılan not şu: Hakan Şükür, Cassio Lincoln, Ayhan Akman, Sabri Sarıoğlu ve Okan Buruk kadroda yer almayacak. Eyvah eyvah!!! Şimdi naparız?
Haberleri izlemiş "sayın seyirci" olarak TV'yi herzaman ki gibi
küfrederek kapatıp köşene çekiliyorsun, şöyle en efkarlısından bir sigara yakıp, en derininden bir iç çekiyorsun. Gözlerin dalıveriyor yağmur damlalarının kapladığı pencereden dışarı. Bakıyorsun bulutlara geçen o kara, kap kara bulutlara. Hey gidi günler hey! "Bir zamanlar kim oynayacak kim oynamayacak diye kendimize sıkıntı etmezdik" diye geçiyor içinden. Etmezdik neden mi? Çünkü; İstek oynamasa Azim oynayacak biliyorduk yada Hırs oynamasa İnanç veyahut Kararlılık oynamasa Konsantrasyon oynayacaktı emindik... Yani öyle yada böyle, o sahada 11 tane "Aslan Ruh" olacaktı allahın emri...
Şimdilerde ise pek öyle değil. O savaşcı "Aslan Ruh" ortalıkta gözükmüyor bir zamandır. Gözler de aramıyor değil, her nekadar "kupa budalası" olmasakta istiyor insan sevdiği başarılı olsun, kimseye boyun eğmesin...
"Aslan Ruh" kayboldu değil ya çıkacak elbet! Çıkacak o beklemeye koyulduğu yerden. Belki Sami Yen'den belki Denizli'den belki de Bordeaux'dan... Çıkacak ve yine yeni yeniden o kutsal formanın her köşesini sarpasaracak.
Duyuyoruz! Görüyoruz! Bir Gün Gelcek "AR" BİLİYORUZ!
bizler sessizce haykırıyoruz;
ÜSTÜNÜZDE Kİ FORMA GÜÇ VERİR SİZE
HAKKINI VERİN SADECE
20 Ekim 2007 Cumartesi
Bazen hiçbir şey diyemezsin

Gözün ekrandadır uzunca süredir.
Maçın son dakikası oynanmaktadır.
Güçlü başlarsın maça, marşlar, stad etrafında gezinmeler, tanıdık simalar, var ya da yok üniformalar. Heyecan sarmıştır ayak parmaklarından beynine doğru, tüm bünyeni.
Güçlü başlarsın maça. Çünkü inanırsın garip bir edebiyata. Nihayetinde bir günde kral olmamıştır o. Nihayetinde anlı şanlı milli takım forması vardır sahada. Duygusallık falan değil bu, ulan geçmişte alınan sayısız kupanın duygusallığı mı olur, resmen başarmış bir adamdır o. “Rahat bıraksalar 3 atarız abicim bugün.”
Son 20-30 dakikadır hiçbirşey konuşmamışsındır. Sağ üst köşeye bakmak istemezsin. Noksan süreler oynanır mabedte. “Yitip giden en fazla bi Avrupa Şampiyonası olsun ulan, sanki her yıl katılıyoruz da...” düşüncesiyle avutursun kadehini son kez.
Artık herkes gitmiştir...
Söylenecek çok fazla şey yoktur ki zaten kimse konuşmamaktadır. Ama yol bellidir.
Suyun öteki yanından canlı yayınlar devam etmektedir. Bizim kansızlar çoktan inlerine dönmüşlerdir. Pardon medya merkezlerine.
Birkaç kol iki yana açılır, göğe doğru yükselir. An itibariyle numaralı girişinin önündesindir.
“İMPARATOR, İMPARATOR, İMPARATOR FATİH TERİMMM…”
Gerekli mesaj alayına verilir.
Onlar şaşkınlık, ben ise boşalmanın ve gururun dayanılmaz keyfindeyimdir.
"abbio"
18 Ekim 2007 Perşembe
Söz Konusu Yazı İse Gerisi Teferruattır
İnsanın ekrandan maç izlemesi de bir ayrı güzel. Güzellik yalnızca izlerken içilen rakıda değil, insan zaman zaman sonuca rağmen gülüyor.
Ondan evvel su önemli, milli takım değil, milli heyecan bitmiş. Mesela tribünde pankart güzel ama yanına biz uA 'yi koymuşuz. Takım formaları yoğunlukta tribünde, takım seremoni de kolunda Mercedes, önünde Coca Cola reklamı, Aureilo takımda Barış Özbek yok artık.
Tribünden veya ekrandan izleyenlerin sözü edilebilir kısmı yenilsin istiyor milli takım. Ne güzel kelleler alınır, nefretler kusulur. Yalnızca sade futbolsever mi, spor yazarının, eski federasyon yöneticisinin, 2008 yayın hakkını kaptıran medya yöneticisinin hepsinin kendilerine geçerli olmak kaydıyla nedenleri var. Is, forma bekleyen teknik direktör ve futbolcuları saymıyoruz.
Şahsen ben kazansak sevinirdim ama yenilince üzülmedim, hemen sinema kanallarına zapladım. Evet çıkan kadro yanlıştı, Terim kotuydu, eleştiriler acımasız olacaktı, buna da yalnızca Galatasaray kimliğim dolayısıyla üzüldüm.
Ama ilk basta yazdığım gibi ekrandan izlemekte keyifliydi.
Mesela,
Dakka 1 Rıdvan- Norveç maçı bizle ayni saatte başlamalıydı.
Dakka 2- Rıdvan- Norveç maçı bizle ayni saatte başlamalıydı.
Dakka 5- Rıdvan- Norveç maçı bizle ayni saatte başlamalıydı.
Dakka 28- Pozisyonumuz ofsayt. Tekrarını izlemek istiyoruz ama tekrar kale arkası görüntüsü geliyor ve çok anlamlı oluyor.
Dakka 29- Bir bant reklam şöyle.. " Rahat Oturun Asanteks" Çok rahatız valla takım berbat.
Dakka 31- Spiker- Moldova 2-0 önde
Rıdvan- 25 atsa ne yazar
Spiker-....
Rıdvan- Tabii şimdi
Dakka 42- Rakip takımımın kalecisinin dil şovunu yönetmen uzun uzun gösteriyor. Tabii tükürük şovdan daha çekilebilir.
Dakka 43- Spiker- Takımın en iyisi Volkan evet Volkan degajı kullandı... Simdi pozisyona giriyorlar.
Dakka 65- Görüntüye Öznur Kablo Sanal reklamı girecek ama yönetmen bir uyanabilse. Reklam bir sağa bir sola gidiyor bazen “nur lo” oluyor, kısa sure Öznur kablo gözüküyor.
Dakka 68- Spiker- Tribünlerde gerginlik var.
Tribünlere donen yönetmen birbiri ile cilveleşen iki genci ekrana getiriyor. Böyle gerginliğe can kurban.
Dakka 69- Rıdvan- Arda girmeli
iki saniye sonra Spiker- Hocam bugün 3 te 3 yaptınız.
Tabii kenarda soyunan futbolcuyu görürsen sende 6 da 6 yapabilirsin ah canım.
Dakka 73- Yedeklerden biri topu vakit geçirmek için ters yöne vuruyor
Rıdvan- Yedekleri bile şeytan.
Nasıl yani be Şeytan Rıdvan...
Tabii tribüne dokunuruz ama dokunacak bir şey yok berbattı.
Söz konusu cimse gerisi teferruat
Söz konusu topsa gerisi teferruat
Söz konusu tozsa gerisi teferruat
Söz Konusu İçerik ise Karakter de teferruat.
17 Ekim 2007 Çarşamba
Bu Akşam
Bu maçın bir maç olduğunu unutmayalım.
Siyahlar giyerek, pankartlar asarak, bağış kampanyaları reklamları ile vicdanımızı aklayıp, popülerliğin dayanılmaz hafifliğinde kaybolmayalım.
Savaş; sahada, tribünde, atılacak golde değil.
Bu ülkenin mücadelesinde bir anlam değildir futbol.
O yüzden alınacak muhtemel galibiyeti şehitlere, savaşanlara armağan etmeyin. Bir armağan verecekseniz o bizzat orada savaşanların yanında tümden yer alın. Yasalara, imtiyazlara sığınmayın.
Ve Fatih Hoca...
Dün yumruğunu vurdun masaya ama inan yetmez bu şerefsizlere. Seni ve aileni pis bir kavganın içine çeken şeref yoksunlarına ve onun doğal yandaşı üç maymunlara vereceğin tüm yanıtlarda arkandayız.
15 Ekim 2007 Pazartesi
Selam
Bayramın ikinci akşamı rakı ile unutmaya çalışırken dertleri , elimizde kalan guzellikleri paylaşırken bir yudumla beraber, kaçırmışız asker selamını. Zaten canlı yayında kaçırmış, kesin o sırada bir sponsor reklamı girmiştir. Selamı gazetelerde gördüm, demek isterdim çakı gibi ama değil. Zaten kaçı askerde selam vermiştir , kaçı kaçaktır , kaçı muaftır bilemiyorum. En nihayetinde askerlik şubesinde değiliz, onu ilgililer bilsin. Takip edelim diyeceğim ama takip etsen ne yazar, gelen bilgi notu bilgisizlikten ibaret.
Onun dışında bu futbolculara fazladan anlam yüklemeye gerek yok. Onlar bu liglerin futbolcu karması, profesyonelce işlerini yapıp, profesyonelce kazanıyorlar.
Gariplik onlarda değil, bizde.
Biz şehit verdik 15 aslan gibi genci. Bu yıllardır verdiğimiz kaçıncı şehit? Ve ne yazık ki bazen unuttuğumuz bu savaşa, bir anda yoğunlaşıyoruz ama bir türlü doğrusunu bulamıyoruz.
Bu savaş bu ülkenin savaşı ve yıllardır sürüyor. Hesap sorabiliriz ülkeyi yönetenlere çare bulamadıkları için, hesap sorabiliriz kendimize yıllardır ne yaptık diye. Yıllardır ne yaptık, biraz fazla olunca şehit sayısı, bir hızla bir kaç günlük yasa girdik aynı hızla br kaç gün sonra unuttuk.Şimdi deb bir yırtık çorabı görüp para ile vicdanlarımızı temize çıkarmaya çalıştık.
Selama gerek yok, milyon dolar bağışlamayada.
Herkes görevini yapsın eşit olarak. Herkes zamanında askere gitsin, herkes vergisini aynı oranada versin. Herkes zamanında imtiyazsız bu ülke için görevini yapsın.
O zaman o selamın anlamı olur.
****
Yunanistan'la bir maç oynayacağız. Avrupa Kupalarına katılabilmek için. Yalnızca bir maç. Anlam yüklemeyelim futboldan başka....
9 Ekim 2007 Salı
Tarih:14 Şubat 2008... Yer: Ali Sami Yen...
Galatasaray her zaman eleme usulünü en iyi yapan takım olmuştur. Önümüz engebeli olsa da yolumuz açıktır.
14 Şubat 2008 de Ali Sami Yen’de Buluşalım...
Galatasaray taraftarının 2007 cep fikstürü belli oldu:
19-21 Ekim / Galatasaray – Ankaraspor
25 Ekim / Bordeaux - Galatasaray
3-4 Kasım / Gaziantep – Galatasaray
8 Kasım / Galatasasaray - Helsinborg
11 Kasım / Galatasaray - Gençlerbirliği
23-25 Kasım / Trabzon – Galatasaray
29 Kasım / Panionios - Galatasaray
1-2 Aralık / Galatasaray - İst.Belediye
9 Aralık / Fenerbahçe – Galatasaray
14-16 Aralık / Sivas – Galatasaray
20 Aralık / Galatasaray - Austuria Wien
21 Aralık / UEFA Kupası Kura Çekimi
23 Aralık / G.B. Oftas - Galatasaray
8 Ekim 2007 Pazartesi
Yeniden Eski Açıkta
Neyse ki Slaven maçından deneyimli arkadaşlarımız sayesinde maça 2 saat kala içeriye girdik. 20 kişi bir arada hem de güzel bir yerde oturmak istiyorsan bu eski açıkta zorunlu gibi.
Yalnız şunu belirtmeliyim ki warchant’ı en baba eski açık yapıyor. Bir de eski açığın yeni müdavimlerine sarı-kırmızı-şampiyon-cimbom’u öğrettik mi iş tamam.
Hareketli güzel bir sezon bizi bekliyor anlaşılan.



