25 Eylül 2006 Pazartesi

Freddy Anektodları


Kapılar açıldı broşürleri dağıtmaya başladık.
bir aile geliyor karşıdan iki adet bayan baş
örtülü, bir genç kız ve babaları. Amcaya
uzattım broşürü okudu. Bu sırada kartonları
yerleştirme işlemi devam ediyor. Tribündeki
hareketliliğe bir baktılar. Adam döndü bana
" Kardeş biz başaramayız. Bu şov nerede bitiyorsa
göster biz oraya oturalım" dedi. :)

Karton kapışan polislerin dışında gene yürürken kulağıma çalınan bir diyalog.
1.Polis: Abi sen hangi renk kartonun altındasın.
2.Polis: Biz karton değil pankart açacakmışız. :)

Birde maça 1 saat kala "Olm sarı kartonların olduğu yere kimse oturmuyo, napacaz" diye düşünürken, Yigit'in en kenarda oturan yüzlerce adamı megafonla ikna ederek kartonlu bölgeye hücum etmesini sağladığı sahneyi hiç unutmayacağım.

Selin: Ya şu megafonlu arkadaşa söylesek de bir anons yapsa. Şimdi bunlar pankartı açınca sigarada yakarlar, tineri biraz fazla kullanmışsınız, bir facia olmasın!!!
Cüneyt: ??? :)))

Bir abi: Yan taraftaki sari yazılar düzgün oldu mu?
Ben: Olmuştur abi merak etmeyin. Oradaki arkadaşlar organize etmişlerdir orayı.
Mac başladıktan hemen sonra Ahmet'i numaralıdan arayan bir arkadaşı "Mükemmel oldu" dedikten sonra, aynı abi ye gidip "Olmuş abicim, KARŞIdan haber geldi hepsi mükemmel olmuş" dedim.
Cevap: Eh hadi geçmiş olsun!!!
Ben: Sag ol abi, cümlemize...

İlk açtığımız anda Fredy'nin tam altında duran Koray abi ile göz göze geldik, bende yırtık büyümesin diye deli gibi sarılmışım ucuna, Koray abi çılgınca havalara zıplıyordu, yanımdaki adam şimdi naapcaz dediğinde, gözlerim dolmuştu benim, ağlıyoruz dedim:)))

"gollarım goptu laa daa ne kadar kaldırıcaz bu gartonları …"

Bir amca: Evladım, yırtık yerler ne durumda? Öndekilere söyleyin çok germesinler.
Ben: Merak etme amca, uçlarını tutturduk, problem yok. Yırtıklar kontrol altında.
Aynı amca: Sağ olun evladım!
Ben: Sen sağ ol amca:)

Freddy'nin yırtık bölümleri kontrol ederek itina ile açılmasını sağladıktan sonra, pankartın altından orta merdivenlerde, her iki yanda dediklerimizi harfiyen uygulayan kişilere;
-Harikasınız! Süpersiniz! 5 dakika daha böyle tutalım! Çok güzel oluyor! Gibi haykırarak yukarıya koşarken, aşağıdaki bazı dialoglar oldu. "Bu insanların yaptığımız emeğe saygıları, bize inançları ve isi sahiplenmeleri karşısında gerçekten duygulandım. "

Bi kardeş: Abi oldu mu gerçekten, açabildik mi?
Ben: Oldu aslanım, hem de çok güzel oldu!!

Koreografi başarıyla tamamlanmış..Herkes mutlu seviniyor..
Vatandaş : Ne oldu kardeş niye seviniyorsunuz böyle ?
Ben : Abi pankart çok iyi açıldı.
Vatandaş : Nasıl yani hangi kapıları açtılar ? Boşa bilet aldık desene

Mesela şey duydum maçtan sonra "Abi adamlar saatlerce uğraştılar süper bir pankart açtılar takımın oynadığı topa bak... Peh..."

18 Eylül 2006 Pazartesi

Sarı-Kırmızı Kaşkol


Pazartesi akşamlarının vazgeçilmez girdabı... özellikle biz Galatasaraylılar için “git-gel” lere şahit olduğumuz program... “Sarı-kırmızı kaşkollu” adam... Çoğu akşam “ulan seyretsem mi acaba ?” deyip... Vazgeçip..sonradan “ulan yarın herkes bundan bahsedecek...” En kötü iki zap arasına sıkıştırılan program... Galatasaraylı mazohistlerin vazgeçilmezi... 90 dakka ve bu programın kahramanı...
Hiçbir şekilde o akşam efendi’nin söyleyeceklerini tahmin edemezsiniz...Deneyin görün isterseniz...
Takım çatır çatır oynayıp kazanmış.. Taraftar coşmuş... Efendiden takımın evlere şenlik olduğunu.. taraftarın ise hain olduğunu duyarsınız... Takım bazen dökülür... Yenilir... Beklersiniz yerden yere vuracak.. Yooo... Olmaz... Efendi hep ters köşeyi sever...
Söylediği şeylerin bir kısmı halk arasında “atmasyon” şeklinde adlandırılan arkası boş laflardır... “Ben söyliyeyim de...Kim nerden beni çürütecek ki program canlı değil...” Tamamı ile önünüzde cereyan eden bir olayı Stephan King edası ile öyle güzel komplo haline getirir ki “ulan acaba ben mi yanlış gördüm” oluverirsiniz... Taraftar ara sıra ağzı ile kuş tutsa da yaranamaz efendiye... Tavşanı kaçırtır... Tazı’ya “neden tutmuyorsun?” der... Tazı da şaşırır...Tavşan da... Efendinin her yerde adamı vardır... En ince ayrıntılı olarak bütün olaylar rapor halinde sunulur kendisine...
Bütün bunlara rağmen fener aleyhine öyle konuşur , aklımızdan geçenleri öyle güzel dile getirir ki “yürü be” dersiniz... Kısa kısa kurduğu 2-3 can alıcı cümle ile “yahu saçmalama ” dan... “Helal olsun sana be konuş ... Konuş” a doğru yatay geçişler ile bir o yana bir bu yana gider durursunuz...
Programın ertesinde ise berber dükkanlarının vazgeçilmezi olur... Çünkü efendi, taraftarın aksine “sokaktaki seyirci” tarafından kerteriz alınır ... 2 program önce dediğinin tam tersini söylese de vitrinde kalır efendi... Çabası da budur kendisinin... Ama çoğumuz onun hep “sarı-kırmızı kaşkol” halinin hatırına, medya da fenerin ayak oyunlarına bu kadar dik durması uğruna ve bu tavrı başka hiç gösterememesi adına efendiyi öldürür ama hakkını veririz...

Ankara Deplasmanı


04 Ağustos 13,30
Sabah evden Ankara deplasmanına gitmek üzere ayrılmıştım ama şimdi evde maç izlemek için gelen rezervasyonları kabul etmekle meşgulüm.Herkes gitmeyeceğime emin ,bir tek sevgili eşim hariç.Beni saat 21.00 de ekran karşısında görmeden inanmaz.Tamam bende içimden var vukuatlarım ama bu sefer durum farklı diyorum.Sabah tek araba 5 kişi olan kadro saat 12,00 de tek araba 6 kişi olarak değişmiş durumda.Hayır o 6 kişinin içinde bende varım.Olmaz, olamaz.Kimle konuşsam hemfikir benle.Koyarız rakıyı, azıcık meze oh mis.Tamam iç çekeriz ama….

04 Ağustos 15,45
Ankara yolundayım.Kaptan pilot Moradam ve yanında ben.Arkada demirhan13,Ciga, Aret, Serkan.İlk molada yer değişsin deniyor da ne mümkün.

04 Ağustos 16,15
İlk mola yerindeyiz İzmit tarafları.Arabadan iniyoruz etraf şaşkın, etraf saymakla meşgul.Her inen ben dahil beden hareketleri yapıyoruz.Benim katılma amacım bu hareketlere, kitleden ayrı düşmemek, yoksa keyfim süper.Aslında bu şekilde yola çıkılmayacaktı durumun teorik olarak imkansızlığı anlatıldı ama başkansız gidilmez gazı ve pratikte nasıl olur denemesiyle yolculuk başladı.Arka koltuğa dört kişi binince kaptan şimdi in demek olmaz hadi yola çıkalım dedi.

04 Ağustos 17,00
Ankara deplasmanının keyifli durağında Cafer ustanın yerindeyiz.Siparişler veriliyor ve yolculuğun kritiği yapılıyor.Ben şahane bir yolculuk yaptığımızı düşünüyorum ama bana kimse katılmıyor.Yemekler, çaylar denirken saat 18,00 olmuş.

04 Ağustos 18,30
demirhan13 hem yol hesaplamalarını yapıyor hem de Amerika’dan bahsediyor.Gelen bazı sorular, Amerika hakkındaki bilgilerimizim tarafımızdan Teksas Tommiks kitaplarından ibaret olduğunu bize hatırlatıyor.Tabii ben dahil değilim sağ olsun bazı arkadaşlar beni Amerika konusunda kusma haline çoktan getirmişler. Bu arada Ankara’dan aranıyoruz hadi gelin içmeye diye ama Ankara bize henüz yakın değil.İstanbul’dan gelen telefonlar ise 6 kişilik yolculuk üzerine ki biz durma adapte olmuşuz.Bir gaz ile Samsun bile yapabiliriz.Aslında yapabilirdik kaç yıllar oldu şu Ankara girişini bir öğrenemedik.Yine telefon desteği alıyoruz.

04 Ağustos 20,00
Ankara’dayız ama yol çalışması var.Yolu soruyoruz gelen yanıtlara da nedense inanmıyoruz.”Ulan bu kesin fenerli bizi yanlış yönlendirdi” Sonunda yolculuğun ilk oy birliği kararını veriyoruz.”fenerlilik bütün kötülüklerin anasıdır” Bir kamyon ile sürekli çekişiyoruz meğerse dert bize verilecek desteğin ifadesiymiş.Tabii o koca damperli kamyonun bize yanaşması şehir içi trafiğinde zor oluyor.Ama oluyor ondan sonra bir süre korna dili ile konuşuyoruz.

04 Ağustos 20,30
Stad önündeyiz.Bilet yok kuyruk çok.Şimdi sıraya girsek illa birileri çekecek “abi siz İstanbul’dan geldiniz mi haktır en öndeki yeriniz ” Vicdanlar sızlıyor ama kaynadık işte.Kapıda sorun çıkıyor , eldeki biletin kapı no’suna uygun girilmesi gerekiyor. Şanslıyım, benim hal, hareket, bilet durumlarım uygun.

04 Ağustos 21,00
Maç başlıyor.Biz en öndeyiz, önümüzde teller , tellerin önünde bir küçük kale direği.Ne oluyor anlamaya çalışıyoruz.

04 Ağustos 21,50
Devre arası…. Olduğumuz yere ana baba günü. Geçişler tıkanmış taraftar sanırım can sıkıntısından volta atmaya çıkmış ama yok durum Boğaz trafiği kıvamında.

04 Ağustos 23,00
Dönüş için yola çıkacağız ama geleneksel “demirhan13 ben başka araçla döneyim” plağı çalmakta.Ya rahat geldik diyorum tek başıma ,rahat döneriz diyorum yine tek başıma ama olmuyor.Otogara bırakıyoruz.

05 Ağustos 0,00
Kaptan Moradam yerini Aret’e bırakıyor.Onları tanıyanlar için bu yolda Alonso, Montoya ikilisi ile seyahat etmek gibi durum.

05 Ağustos 01,00
Aret beklenenden yavaş.Arkadan horul horul sesler gelmekte.Ben ise şartlanmışım havadan sudan konuşmaktayım.Uyutmayacağız ya ….Telefon çalıyor Taner Bolu’da buluşalım diyor.

05 Ağustos 3,00
Yine Cafer Ustanın yerindeyiz. Menü değişik ama mola süresi aynı.Bu sefer her taraf kapalıdan simalarla dolu.

05 Ağustos 04,30
Gişelerden girdik ama haber şu,benzinimiz bitiyor.Zar zor kumdan kaleye gelip fulluyoruz.

05 Ağustos 05,30
Evimdeyim yaşasın.

05 Ağustos 08,30
İşyerindeyim kahretsin…

13 Eylül 2006 Çarşamba

Mastürbatif Hareketler

Geçen sene ASY’de gerçekleştirdiğimiz koreografiden sonra “bir daha bu tip büyük organizasyonlarda yer almayacağım demiştim” kendi kendime. Grupta da benzer eğilim hakimdi. Ama gelen şampiyonlukla beraber gaza getirip kendimi poster projesini tribüne aplike etmeliyiz diye düşünmüş ve grubun kararına sunmuştum. Yorgun savaşçılar bir hamlede gazımı aldılar. Ben de süklüm püklüm oldum. Tabii haklı olunan nokta haftalarca gece gündüz mesai harcayıp sonunda bir dakikada tüketilen işler için hep aynı motivasyonu bulamıyorsun.
CL ye kalınca takım iç saha maçı için acaba deyip bir araya geldik. Tescilli tribün delileri olarak gaza ihtiyacımız zaten yok da bir kıvılcım yetiyor. Buji görevini Kayhan üstlendi bu kez. Hadi dedik yapalım.
İlk toplantıda gel gitler arasında sadece kartonla gerçekleştirilecek bir görselin yapımı basit kolaycı ve maliyeti düşük olması nedeniyle eledik. Bize rahat batmalıydı. Nitekim battı.
Freddy fikri parçalı arkadaşların projesi idi. Fantezi kısmı ağır olmakla beraber modifiye edilmeliydi. Bir iki denemeden sonra koreografi şekillenmeye başladı.
Ana tema kabus ve geri dönüş idi. Pankartı ve sloganı basit. Simge olarak da Freddy gibi bir nimet var. O halde yapalım deyip ilk eskizi çıkarttık. Salı günü çıkan eskiz Cuma akşamına şablon, kumaş ve çizim malzemeleri ile beraber hazırdı.
Bu tip organizasyonlarda fiziksel mekan çok önemli oluyor. Çizime başladığımız gün aylardır ilk defa sağanak yağış aldı İstanbul. Şükür ki bulabileceğimiz en iyi yerlerden birini bulduk. Ve günlerce kullandık.





İşin çizim kısmının tekniği bizde saklı kalsın birkaç saatte bitti. Boyama ise 10 saat kadar sürdü. 50 kilodan fazla boya kullanıldı. Tiner ciğerlerimize işledi.
Freddy’nin boyutları tribünün boyutlarından ötürü abardı. Şöyle ki 34 x 26 gibi bir ölçüde olması gerekirken kumaş ölçüleri nedeni ile 30 x 24 e karar kıldık.
Bu boyutları algılamak için apartmanların katlarını saymaktan helak oldum. Bir apartmanın karısına geçip “vay a.k. bu apartmanın cephesinin 4 katı olacak gibi” hesaplar yapmaktan kafayı üşüttüm.
İlk haftasonu operasyonundan sonra tekrar toplanıldı.
Freddy’ nin yanındaki alev figürünün devam ettirilmesine kartonlarla HELL yazılmasına ve merdiven boşluklarının kumaşlarla kaplanmasına karar verildi. İşte zurna orada zırt dedi.
Çünkü bu son eklentiler olayı hem daha güzel hale getirecekti hem de maliyeti ikiye katlayacaktı. Neyse acil planlama ile ilk şok atlatıldı. İkinci hafta sonu operasyonu için kumaş alımı ve dikim halledildikten sonra alevler ve pankart çizilip boyandı. Evet itiraf edelim ki harfler küçük oldu. Bu sadece bir çıktı masrafı daha vermemek adına yapılmış bir iş. Bütçemiz dar o da nazarımız olsun. J
Şimdi bütün bunlar yaşanırken gün içerisinde gerek mail yoluyla gerekse msn de sürekli tartışıyoruz. Bir anlık kıvılım da gibi büyüyüp problem olarak karşımıza çıkıyor. Bünyeler hassaslaştı sinirler gerildi. En ufak bir laf ters tepebiliyor insanlar geriliyor. Grup içerisinde herkesin huyu suyunu bildiğimizden genişiz. Ağzımıza geleni söylüyoruz ama ben bu çalışm boyunca bir sürü yeni insan tanıdım ve beraber ekip olmalıydık. İş kotarmalıydık.
Velhasıl atölye çalşması bitti montaja geldik dayandık.
Bir önceki günün özetinde; broşürler yok basımı bitmemiş . Sarı karton yok . Karton satın alımı yapılmamış. Malzemeler depodan stada nakil edilmeli. Aplikasyonu yapacak arkadaşlara servis ayarlanmalı.
Pazartesi akşam telefon geldi abi bu kartonları dizerken kumaşlar koltukları kapadığı için sıra koltuk adetler şaşıyor diye. Bir gün sonra çok önemi bir iş görüşmem var. Ama proje ve koltuk dizilimi bende. Sabah ofise gelir gelmez çıktılar aldım ki stada göndereyim ama maalesef.
Neyse telefonla rahatlattılar kartonlar en son sen geldiğinde bakarız diye.
Hoş gittiğimde işi bitirmişlerdi J
Broşürleri almak üzere Mehmet abinin ofisine gittiğimde saat iki buçuktu. Kerem de geldi daha sonra sürpriz oldu renkli basılmışlardı. 7000 den biraz fazla J
Asker kökenliyim. Biliri ekip işini disiplini ama anasını satayım askerde bir adamı çarkın dişlisi yapmak için onu ikna etmen gerekmiyor. Burada ikna olması gereken 7000 kişi var.
Allah’ım güç ver.
Son gün gazını da aldık. O kadar uğraştık sıçmayalım derke telefon geldi stattan Kerem’e.
Çuvaldız istiyorlar. Yuh çuvaldızı ne yapacaksın? Boya az gitsin diye dayandık tabii tinere kumaş olmuş yumoş. Deyince parçalanıyor. Eee grubun fiziği de standartların üzerinde çekince koparıyorlar çok şükür Freddy yırtılmış.
Mecidiyeköy’e telefon ettik biz broşürleri aldık çuvaldız alın dedik. Buluşup gidecez stada.
Yahu mühendis adama çuvaldızın yanına ip de al denir mi? Demedin ki ai diyince lafı soktum. Hayır sinirim geçti ama ip ene yok. Kerem hemen stadı aradı Allah’tan ipleri varmış.
Bence bir şey atlanıyor. Bence stadın sorunu ulaşım filan değil. Dağ başında olması. Misal Mecidiyeköy’de olsa bu iş tuhafiyeciyi yıkarsın oraya ama kardeşim ikitelli bu ya.
Adam çıksa stattan iğne almaya bir saatte dönemez geri stada.
Gittiğimizde stada işin yarısı bitmişti. Kartonlar dağıtıldı filan derken kapılar açıldı.
Broşür dağıtmak ayrı alem. Almayanlar, alıp okumadan yırtanlar.
Ancak şu var Galatasaray tribünü isterse organize olabiliyor. Sevgi saygı çerçevesinde hareket edebiliyor. Bunu görmek bunu yaşamak insana ayrı bir zevk veriyor.

Döndüm gene “bir daha yapmayacağım dediğim” duruma.
En son Koltuklara çıkıp Freddy’ nin nasıl açılacağının bilgini tribüne verirken buldum kendimi.
Herkes pür dikkat. “Merak etme biz açarız sen diğer taraflara söyle” diyenler.
İlk mesaj Alpaslan abiden geldi. “operasyon tamam, elinize sağlık.”
Sonra birkaç tebrik mesajı düştü telefona.
Şimdi “hiç elimi sürmem” deyip bu kadar çalışmaya katılmaya bir altyapı oluşturmam lazım.
Yoksa vicdan azabı çekerim.
Sanırım mastürbasyonu seviyorum.


archgs Eylül 2006