27 Ekim 2009 Salı

Bu taraftar sizlerle gurur duyuyor..

İkinci kez Kıtalararası şampiyonluk kupası müzemizde..


ENGELSİZ ASLANLAR
DÜNYA ŞAMPİYONU
GALATASARAY'IN
İŞTE GERÇEK RUHU !


26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe 3 Galatasaray 1


OYSA HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ..


SİZİN GİBİ !

24 Ekim 2009 Cumartesi

Adet yerini bulsun: GELİYORUZ !


Haftalar öncesinden dillere dolanan bir slogandı "10. Hafta"..
Her şey yazıldı çizildi konuşuldu tartışıldı tartıldı ölçüldü biçildi.
Kaç defa kafalarda kazandırıldı maç ve kaç defa mağlubiyet sancılarıyla uyanıldı gece yarısı uykulardan.
Hayalleri süsledi yüzlerce taksiyle Mecidiyeköy-Kadıköy-Boğaziçi Köprüsü hattını esir alışımız ve khalkedon'da ilk üçlüyü patlatışımız.
Kalpler hep biraz daha hızlı atmaya başladı sağda solda maçı anımsatan bir şey görüldüğünde.
Sinkaflar saydırıldı, taraftarı mal yerine koyma çabasıyla "ver odunu alttan-yansın alayı-yesinler birbirlerini" mantığıyla haberler sıçan tüm basın yayın organlarına.
Akşam yatmadan önce izlenmiş tüm tribün videolarından kulaklara en yer edeni söylenerek başlandı günlere, sabah gözler açılır açılmaz.
Binbir bahaneler üretip sofralara çöküldü akşamdan akşama.
Sohbet konusu ne olursa olsun eninde sonunda suyun karşı kıyısına vurup kalıyordu her defasında.
Ve sonunda vakit geldi çattı.
Lafların tükendiği, sözün bittiği yerdeyiz artık..



Haydi aslanlar;
boyayalım khalkedonu sarıyla kırmızıya
adalar turu attıralım vapura maç çıkışında!

23 Ekim 2009 Cuma

Galatasaray: 4 D.Bükreş:1




Kusurumuza bakmasın Bükreş'li abiler.
Arada onlar da kaynadı.


Suyun öbür tarafına her niyetlendiğimizde böyle çirkinleşiriz biz..

19 Ekim 2009 Pazartesi

Ne güzel de oluyor..


Zaten epi topu bir hafta kalmış olmasının etkisi üstümüzdeyken birde maç öncesi karşı kıyı tarafından gelen mağlubiyet haberinin ardından sokaktan kalkıp şimdiden taksilere binsek mi diye fikirler dönmeye başladı kafalarda. Bu garip halde girildi maça ki zaten maç başlı başına bir garipti. Kısacası Trabzonsporu yensekte konsantrasyon eksikliğimizi yenemedik. Maç boyunca Trabzonsporluların bizi de umursayınvari haykırışları yanıtsız kaldı her defasında. Yapılacak hiç bir şey yoktu. Aklımız fikrimiz oradaydı. Bir Trabzonspor maçını daha horonla bitirmenin huzuru yine de güzeldi. Şimdi rota khalkedon!

Fener geliyoruz..

18 Ekim 2009 Pazar

Cimbombomun arması da aslanların karması


Önce konsantrasyon eksikliğini
sonra da Trabzonsporu
yenmemiz gereken bir gün bugün..


GALATASARAY - Trabzonspor
ASY
18.10.2009
20:00

17 Ekim 2009 Cumartesi

Zorunlu açıklama: Feysbuk


Feysbuk iletişim ve paylaşım zamazingosunda yer alan "KARŞI uA" isimli sayfanın grubumuzla hiç bir alakası bulunmamaktadır. Bu sayfa ve türevlerinde yer alan hiç bir şey bizleri hiç bir şekilde bağlamamaktadır. ultrAslan KARŞI'nın iletişimde kullanmakta olduğu tek adres karsiliksiz@gmail.com'dur. Bu adres dışında her hangi bir başka yerden yollanan mesaj ve mailleri dikkate almayınız.

15 Ekim 2009 Perşembe

Bu bir milattır..


Gecenin karanlığı şehrin üstünü iyice örtmüşken evlerinden çıkan Karşı mensupları nostaljik bir sabahlama yaşamak için soluğu ASY önünde almıştı. Araçlardan inerken Numaralı Tribün önünde gök gürültüsü gibi patlayan bir üçlü geceyi aydınlatmaya yetmişti bile. Gece aydınlıktı, gece onlarındı. Etrafı kolaçan etmek ve alkol stoklamak amaçlı ufak bir tur atıldıktan sonra bilet gişelerinin bulunduğu Numaralı Tribün alt kısıma geçtiler. Daha o saatlerden iki minibüs çevik kuvvet ve 300 civarı taraftar yerlerini almışlardı bile. Taraftarların kimisi duvar köşelerine konuşlanmış piiz yaparken kimisi gişe önünde sıraya geçmiş beklemekteydi. Gece sabaha varırken ayazın bünyeleri esir alma çabasına yakılan ateşlerle karşı konulmaya çalışılıyordu. Sabahın ilk ışıkları kendini göstermeye yakın kurulmuş olduğu duvar köşesinden toparlanıp sıra da ki yerlerini almaya başladı Karşı mensupları. O esnada farkında olmasalarda yaklaşık altı saat sürecek, bir öne bir arkaya, bir sağa bir sola itiş kakış ve sıkışıklığın içinde bulacaklardı kendilerini..

Saat 10'u henüz geçmeye başlamıştıki bilet gişelerinin kapakları açıldı ve mücadele doruk noktasına ulaştı. İlk şok adam başı bir bilet uygulamasıydı. Herkes şaşkınlıkla birbirine sebebini sordu önce. Sonra Haldun Üstünel tribün önü boyunca uzanan kuyruğun önüne geldi ve gerekli ama şaşırtan açıklamayı yaptı. "Herkes içeri girsin diye yaptık". Bu kez farklı bir şeyler vardı, bu kez karaborsacılara meydan bırakılmayacaktı bu belliydi. Belki de ilk defa Galatasaray sevdalıları ve diğerleri eşit şartlar altında mücadele edeceklerdi. Hatta önceden mimlenmiş karaborsacı işadamları daha sıradayken fişlenip dışarıya atıldıklarını görecekti gözler bunca yıl sonra..

Geceden gelenler, sabaha karşı gelenler, sabah kahvaltısını evinde yapanlar hatta işinden öğle yemeği için dışarı çıkıp bir şansımı denesem mi diyen bütün Galatasaray'lılar biletlerini ceplerine koydular. Satışa çıktıktan 10 dakika sonra "biletler tükendi" ibaresine öylesine alışılmıştı ki halbuki! İsteyince oluyormuş demek ki diyordu herkes birbirine, isteyince oluyormuş..

Bu ortamın sağlanmasında ve
biletlerin adil biçimde dağılmasında emeği geçen;
Galatasaray Spor Kulübü Yönetimine,
Sebahattin ŞİRİN ve Yılmaz TUTUŞ'a,
Özel Güvenlik görevlilerine
ve pek alışkın olmasakta kibar tutumlarından,
yerli yerinde hamlelerinden dolayı işleri bu kez
zorlaştırmak yerine kolaylaştırmaya çabalayan
çevik kuvvete teşekkürü bir borç biliriz..


KARAsevda vs KARAborsa # VOL 2

Khalkedon seferi ikinci etap #


Zor gecelerin sabahındaki aydınlık.
Netice: Karaborsaya 3 gol.
Farklı oyunları vardır muhakkak kendilerinin, çareleri tükenmez kendi demokrasilerinde. İstedikleri takdirde mutlak yolunu bulacaklardır ancak;
Biz kendi maçımızı kazandık şimdi, gerisi bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor.


KARŞI bütün gürültüsüyle sefere hazır.

14 Ekim 2009 Çarşamba

KARAsevda vs KARAborsa

Khalkedon seferi ilk etap #




Perşembe sabahı 10:00'da başlayacak olan bilet kapma mücadelesinde her iki tarafta kendi teknik taktik ve stratejik çalışmalarını hızla sürdürüyor. Telefonlar, mailler ve messengerlar durmadan işliyor, kulis çalışmaları aralıksız sürüyor. Son gelen haberlere göre çarşamba gecesinden ASY önünde kampa gireceği öğrenilen KARAsevda tayfası ile sabah 9:30 gibi gişeye yığılacağı tahmin edilen KARAborsa tayfası bu büyük mücadeleden cepleri biletlerle doldurup ayrılmayı hedefliyor. Geçtiğimiz yıllarda bu iki tayfanın ekiplere ayrılıp farklı gişe önlerinde mücadele etmesine defalarca şahit olmuştuk fakat çok uzun bir zaman sonra ilk defa tek bir noktada, Ali Sami Yen Stadı önünde yaşanacak bu büyük mücadele. Bol biletli bir gün olması ve hak edenin kazanması dileğiyle!!!

11 Ekim 2009 Pazar

Seni unutmayacağız taraftar dostu ELOY


İlk tanıştığımızda alt ve üst kat olmak üzere 2 bölüme ayrılıyordu Eloy. Alt kat genelde simsiyah giyinen çalan parçalarda kafa kol sallayan sakallı uzun saçlı insanların bulunduğu gürültülü bir rock bar kıvamındaydı. Üst kat ise rakı balık salata servisi olan keyfine göre bilgisayar başına geçip play list hazırlanabilinen loş ve genelde sarı kırmızıya bürünmüş tribün insanlarının gelip gittiği her hangi bir formata uymayan ev kıvamında bir alandı. Tahmin edilebileceği gibi alt kat direk pas geçilir ve soluğu üst katta alırdık her Beyoğluna gidişimizde. Daha sonraları üst katla vedalaşmak durumunda kaldık ama Eloya alışmışlığımızdan ötürü terk edemedik onu. Yapılacak tek şey biraz kendimizi alt kata, alt katı da biraz kendimize uydurmaktı..



Kimi zaman yüz küsür insan doluşup gidilemeyen avrupa deplasman maçlarını izledik kimi zaman deplasman yolculuğu öncesindeki geceler sabahladık kimi zaman pankart hazırladık kimi zaman ise asker uğurlama gecesi için unkapanından çalgı ekibi getirdik. Normal günlerde ise sarı kırmızı kaşkollarla en arka duvar tarafında kendi köşemize çekilip dans eden siyah giyimli insanları izledik sessizce. Bu gecelerde hepimizin tek dileği bir an önce müziğin sona ermesi ve insanların gitmesiydi. Gece 1-2 gibi el ayak çekilince Eloy bize kalıyordu ve biz yine kafamıza göre takılabiliyorduk böylece. Bir çok günümüz gecemiz geçti bu barda. İçini anılarımızla doldurduk ve duvarlarına kazıdık düşlerimizi umutlarımızı sevdalarımızı. Dili olsa da anlatsa Eloy.. Şimdi ise ayrılık vakti geldi çattı. Eloy kapılarını kapatıyor. Mekanın sahibi Beyoğlu Başbakan'ı Andaç bey sonunda sesimize kulak verdi ve tribüncü adamın hem oturup maçını izleyebileceği hem karnını doyurabileceği hem de bir güzel demlenebileceği bir meyhane açmaya karar verdi. Eloydan ayrılmak elbette kolay olmayacak bizler için fakat marketten beyaz peynir kavun plastik çatal tabak vs. alıp barın bir köşesinde rakı sofrası hazırlamak için kastırmaktan kurtulacağız en azından. Yeni mekan Tatyos'un Meyhanesi'de Eloy' gibi Galatasaray'a uğurlu gelir umarız..




Hoşçakal Eloy, Merhaba Tatyos..

10 Ekim 2009 Cumartesi

Armaya sarılın çocuklar..


Voleybolda yıllar yılı süren kaos ortamının sona ermesi
ve tarihimize yakışır şekilde yeniden filelere yağmamız dileğiyle
bir kez daha hep birlikte şimdi tüm yumruklar havaya..


GALATASARAY > Fenerbahçe
10 Ekim 2009
15:00
Burhan Felek 50. Yıl

9 Ekim 2009 Cuma

Deplasif hareket #1


Ankaragücü - GALATASARAY
04.10.2009
16:00
19 MAYIS



Son gece yaşanan bir telefon trafiğinin ardından sezonun ilk deplasmanı Ankara'ya nasip olur. Bir otomobile doluşan KARŞI mensupları sabahın ilk ışıklarıyla düşerler yola. Bu yol gayet tanıdıktır artık herkes için her sene 3-4 kez gidile geline.

Ankara insanı hafta sonu kahvaltısına hazırlanırken bir grup İstanbullu kokoreç bira serüvenine başlamıştı bile. Ankaralı KARŞI mensuplarınında sofraya katılımıyla sohbet koyulaşır hasret giderilir. Ankaragücü tribününden bir dost misafirperverliğini yine gösterip elinde yüksek dereceli bir şişeyle ortama katılır. İki tribün'ün durumları konuşulur tartışılır vs. derken sohbete doyulmadan yola koyulma vakti gelir çatar.

Ankaralı dostların kılavuzluğu sayesinde belki de ilk kez kaybolmadan stadın önüne ulaşılır. Yoğun bir kalabalık bir şeylerin ters gittiğinin göstergesidir. İstanbul tayfasının biletlerinin farklı turnike kapısı numaralı olması sebebiyle bir karmaşa hakimdir turnikelere. İtiş kakış, çift turnike derken içeriye atılır canlar ve yeni yeni dolmaya başlayan tribünlerde konuşlanılacak yer göze kestirilir ve bekleyiş başlar.

Tribünler ilk yarıda genel itibariyle iyi bir performans gösterse de sayıca az olunması ve takımın zayıf futbolu bizlerinde performansını ister istemez olumsuz etkiliyordu. Devre arası olduğunda neden ve niçin olduğu bir türlü anlaşılmadan yan tribünlerden el kol hareketleri ve küfürler başlar. Deplasmanlarda bu tür şebekliklere alışkın tribün insanlarının çoğunluğu oluşturduğu bir tribünde pek sallanmıyor elbette bunlar fakat işin dozu kaçıpta çakmak koltuk bozuk para vs. atımı başlayınca sinirler gerilmeye başlanır. Karşı taaruza geçilince rakip tribünün o tel arkasından erkeklik yapan kısımı bir anda boşalır. Bu sırada müdahele etmek için içeri giren emniyet güçleri tribünden beklemediği bir tepki görünce tekrar sahaya geri döner. Bu karar o esnada alınabilecek en mantıklı olanıdır. Böylelikle ortam sakinler, üç tarafta az bir zayiatla mevzuyu atlatır ve ikinci devre başlar.

Teknik taktik mevzuları yine bir kenara bırakıp takımda ki kaybolan hırsı isteği azmi arar durur gözler. Canlar sıkkın efkar sigaraları yakılmışken mevzu bahis rakip tribünün aynı kesmi yine başlar saldırıya fakat bu kez hazırlıklıdırlar. 80. dakikada açılan kapılardan çıkıp taşları yüklenerek gelmişlerdir. Zaten sinirler bozukken bir de üstüne atılan taşlar iyice gerer tribünü ve bu sefer daha sert bir karşı tepki başlar. Seyyar tezgahlar ve su dolapları dahil koltuklarla birlikte tribünde ne var ne yoksa yağmaya başlar taşçıların üzerine. Yine geri püskürtülmüştür bu kesim fakat sinirler yatışmaz. Bu esnada içeri giren emniyet görevlileri, özel güvenlik, tüzel güvenlik ve güzel güvenlik ile bir süre istenmeyen! olaylar yaşanır. Bu kez üç tarafta daha fazla zayiat vermiştir. Çıkışta tüm tribün teker teker çıkartılır dışarı ve kapıdan her çıkan tribün insanının yüzleri emniyet kameralarınca kayıt altına alınır.

Böyle maçlar sonrası o dönüş yolu asla bitmez ya hani, işte yine öyle olur ve şeritler say say bitmez şehire varana dek. Gece İstanbul'a varıldığında herkes yine kendi karanlığına çekilir ve bir sonraki hareket için beklemeye koyulur.

Canımız sağolsun Cimbom'um..





7 Ekim 2009 Çarşamba

Hislere Tercüman..

Bazı gerçekler vardır;

Görürsün, önünde cereyan eder. Tüm toplumun önünde. Ama bu gözünün önünde cereyan eden durumları sözde spor yazarı olarak geçinen hiçbir zavallı dile getiremez. Dile getiremez çünkü kaygıları mevcuttur, gerçekleri söyleyemez çünkü yalanlar sarmıştır dört bir yanını, bu yalanlardan nemalanır, ve bunu yaşam stili haline getirir. Ve artık utanma duyguları kalmamıştır. Bundan sonra o zavallılar için hiçbir çare yoktur. Bataklık böyle birşey olup çırpındıkça batacaklarını kendilerini de bilirler.

Bizler de tribünlerde, meyhanelerde, internet sitelerinde, karanlık ve de aydınlık gecelerde sokaklarda konuşur dururuz.

Ancak Sn.Ümit Aktan yukarıda bahsettiğimiz kuklalar gibi yapmayıp, gerçekleri kaleme alma cesaretini göstermiştir. Virgülüne dokunmadan yayınlıyoruz !


Galatasaray başarıya “hazır” değil

Burada okuyacaklarınız tamamen benim analizimdir. Beni bağlar. Klasik bir “maç analizi” değil, Galatasaray ile ilgili sosyolojik bir değerlendirme olarak kabul edebilirsiniz. Bu takımın başarmak için her şeyi olduğunu, ancak “başarıya” hazır olmadığını, ülke futbol değerini oluşturan unsurların hiçbir tarafının da Galatasaray’ın başarısına “hazır” olmadığına kanaat getirdiğimden dolayı oluşmuş bir yazıdır. Umarım yanılıyorumdur...

Çok çıtkırıldımsınız... Nezaketten ve kibarlıktan gitmek üzeresiniz ve aşırı centilmenlikten mustaripsiniz. Saha içinde ve dışında “kavga” vermeden, sistemin tüm unsurlarını harekete geçirmeden “başarı” gelmeyeceğini, “başarı” denen kavramın sadece saha içindeki iki pastan ibaret olmadığını, bunun Nonda‘nın atacağı bir golle Servet‘in önleyeceği bir topa bağlı olmadığını hâlâ daha kavrayamadınız. Ankaragücü’nün attığı ikinci golde Mehmet Topal‘ın kale sahası içinde yaptığı “dostlukspor kıvamındaki” hamlesi ile Gençlerbirliği maçında orta alanda Lugano‘nun “uçan taban” hamlesini üst üste koyun, ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.

Sistem sizi “ikinci takım” yapıyor ve sizin yaptırımınız yok. Sürekli çakışan maç günlerinin “matine maçlar” oynayan takımı yaptılar sizi ve siz farkında değilsiniz. Milli aradan sonra “Biz gece oynuyoruz, rakibim ise gündüz” derseniz, bunun nedeni, karşınızdaki rakibin Trabzonspor olmasıdır, deriz. Bu bir ayrıntıdır ama sistemin toplum önünde size biçtiği yer ile sezon sonundaki muhtemel yeriniz çakıştırılmaktadır ve siz esas bu gibi ayrıntıların kavgasını vermelisiniz. Matine maçlar oynamayı kabul ettiğiniz ve bunu sindirdiğiniz sürece “suarelere” kalan, son olarak sahne alan “assolist” değil, olsa olsa “azsolist” olursunuz. Ki yapılan da, oluşturulan da budur!

Rijkaard’ın demek istediği

“Batıya açılan pencere”, henüz “futbol jargonunu” bilen bir tercüman bile bulamamıştır. Belli ki adama göre bir iş vardır orada, o işin doğru adamı bulunamamıştır. Rakibinizin Brezilyalısı pek bilinmeyen Portekizce ile “yedek kalırsam, devre arasında giderim” diyor. Tercümesi kulübün basın bildirisi gibi geliyor: “Burada olmaktan memnunum, kimin oynayacağına hocam karar verir.”

Sizinki diyor ki: “Takım halinde kazanıyorduk, şimdi de takım halinde kaybettik.” Tercümesi ise şöyle yapılıyor: “Bireysel hatalardan kaybettik.” Tam tersi olmalıydı. O derse ki “bireysel hatalar”, tercüman demeliydi ki “takım halinde.” Oyuncusunu şikâyet etmeyen bir hocayı oyuncusunu şikâyet eden bir hoca durumuna düşürdü. Rijkaard şunu vurgulamak istiyor: “Biz raporlarla gönderdik, ama ‘gönderdik’ Gökhan’ı, milli doktorunu da aradık ve bilgilendirdik, ama oynatıldı ve bir aydır yok.” Burada yönetim devreye girip, onun söylemek istemediğini de söylemeliydi. İyi araştırmacılarınız olsaydı zaten bunu zamanında dile getirirdiniz: “Bizim gönderdiğimiz ve sakatladığınız adamı, gönderilmeyip takımına dönen ve Bosna maçı günü 2 saat çift kalede oynayan, 48 saat sonra da lig maçının tamamını oynayabilen “sakat Kazım” ile kıyaslayın. Milli maçta oynamayan ama lig maçının en ‘canavar’ oyuncusu olan Emre Belözoğlu ile kıyaslayın.

Ey Federasyon, n’ooluyor?”

O sıralarda kazanıyordunuz ve hep böyle gidecek sandınız. Oysa o sıralarda, sizin Ali Güneş‘in uçarak çıkardığı penaltınız verilmiyordu, rakibinizin ise hep önü açılıyordu. Sizin iç sahanıza Cüneyt Çakır‘ı veriyorlar ama rakibinize veremiyorlardı. Şimdi göstermelik olarak ve “garanti” bir maça verecekler. Sizi yine susturacaklar. Sizin hocanızı birkaç kişi anlıyor, onlar da yanlış anlaması gerekenlerdir.

ARDA’NIN DAYANILMAZ KAPTANLIĞI

Saha içindeki “önder kibarlığı ve aşırı centilmenliği” Galatasaray’a en yakışan tavırdır. Ancak bugün sahada “kavga” vermeden maç alamazsınız. Kaptanın zarafetini takımın korkaklığı zannetmeye çok münasip bir spor güruhu vardır Türkiye’de. Bu güruh sözcüğü sadece tribünleri değil, sporun yazılı ve görsel basınını, yönetimler taifesini ve en başta Mahmut Özgener ile Oğuz Sarvan‘ın kurullarını içermektedir. Mütevazı olursunuz, inanırlar... Ankaragücü karşısında 59. dakikada karnına tekme yiyen Aydın neredeyse tekmeye karnı ile vurduğu için iki de cetvel yiyecekti eline. Elli dokuz buçukuncu saniyede ise temassız kendini yere bırakan Ceyhun nedeniyle Mustafa Sarp sarı gördü itirazdan. Kaptan ise arkadaşlarından korudu hakemi. Oysa, Koray Gençerler‘in çapı da belli, niyeti de... Kaptan arkadaşlarını korumalıydı hakemden... Çünkü bunun benzeri pozisyonlarda rakibinin kaptanı hakeme omuz atıyordu, diğer kaptanı da eline vuruyordu. Tamam, doğrusu senin yaptığın... Camiana yakışan senin yaptığın... Ancak, bu ülkede “doğruya” ancak “ikinciliği” veriyorlar koçum... Birincilik ise “şirretin ve şiddetin” oldu çoktan... Ayrıca görüyorsun değil mi, “İstinye park” tefrikalarını. Senin medeniyetin nasıl da ekmek sürdü senin takımının “iç dinamiklerini dinamitlemek isteyen” güruhun ekmeğine...

TARAFTARIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Fenerbahçe seyircisi ülkenin “tek” seyircisidir. Öyle “desibelle” filan da işi yoktur. Hep maçın içindedir. Kendi Luganosunu 25’te atmayan hakemi görmez, rakibin stoperini 75’te atmayan hakemi ıslıkla döver. Üstelik öndedir ve maçı garantiye almaya çalışmaktadır. Yani maçın içindedir. Rakip kaleci 5. dakikada dayak yer, kale vuruşunu biraz geciktirirse... Seninki ise lay lay lom... Beşiktaş’ınki ise mutlaka kavga edecek birini arar, yense de yenilse de...

Eskişehir maçının 80. dakikasından sonra kaleci İvesa‘yı ıslıklamak ne işe yarar ki? Adam 80 dakikayı götürmüş oyundan... Sizin işiniz değil, ama bu konuda baskı yapmalısınız yönetiminize. Başarı, maç oynanırken sahanızı korumanız ile değil, maçın dışında da sahanızı korumanız ile ilgilidir. Maçın lay lay lom ile değil, hakemi kurcalamak, rakibi kurcalamak ve kendi takımını arkadan itmekle kazanılacağını hâlâ daha bilmiyorsunuz. Bir seyircinin bin tane şarkısı olmaz, her hafta bir beste peşine düşmez. Bir tanesi ile sürekli döver rakibini. Bakınız: Liverpool...

Sayın yönetim, diyelim ki Eskişehirspor ile Eskişehir’de 1-1 berabere kaldınız. Maç bitti. Sabri çıktı, 800 Galatasaraylı seyirciye üçlü çektiriyor. Mümkün mü?.. Tahrikten size ceza vermezler mi? Kadıköy’de sıkıysa bir rakip oyuncu taraftarına üçlü çektirsin bakalım. Mümkün mü?.. Bu ancak Ali Sami Yen’de olabiliyor... Sizin yaptığınız “doğru ve güzeldir” ama en fazla “ikinci” olabilmeye yeter...

ÖZETLE...

Sahanı oynarken değil, oyundan önce ve sonra da koruyacaksın... Sana biçilen değeri reddedip, verilecek olan hakkını değil, alabileceğin hakkını kovalayacaksın... Bakınız... Fark 5 puan... Averaj da bitmiş... Türkiye ne kadar huzurlu değil mi? Tersi olsaydı şimdi. Tekmeyi basıp yırtan Lugano yerine Servet olsaydı, penaltısı verilmeyen Nonda değil Güiza olsaydı, seyreyleyin gümbürtüyü... Kadıköy’de küfrü duymayan sistem, Türkiye’nin huzurlu olmasına şükretmektedir. Demek ki, sizin “başarınız” Türkiye’nin huzurunu bozmaktan geçmektedir. Ya Türkiye huzursuz olacak, ya da siz... Tercih sizindir...

Şimdi ligin tepesini “uygun” hale getirdiler ve Türkiye huzurlu. Sizin “başarılı” olmanız Türkiye’nin huzurunun bozulmasına bağlı demek ki... İşte bu nedenle, bunu yapamayacağınız için, bunu yapmak size yakışmayacağı için “hazır” değilsiniz başarıya...

6 Ekim 2009 Salı

Burası İSTANBUL !

Biz seni bir gün fethettik, sen bizi her gün..


Kavgamızın şehri, sevdamızın şehri;
Ey güzel yurdum İSTANBUL !
İyi ki sana sahibiz.. İyi ki sana aitiz..

5 Ekim 2009 Pazartesi

Yenilgi Akşamları !!!





Biz pek sallamayız, okumayız, düşünmeyiz de hatta.
Yenildiğimiz gecelerde daha bir sevdalanırız takımımıza, yendiklerimize kıyasla.
Lugatımızda bu durumu anlatabilecek pek güzel sözler mevcut değil.
Nihayeti biliriz biz, mayısları biliriz, aldırmayız..
Geçer ve gideriz..

Canımız sağolsun..

2 Ekim 2009 Cuma

Unutmadık..


Alpaslan Eski Açıkta
Alpaslan Deplasmanlarda
Alpaslan Metin Oktay'la
Kalbimin Ortasında

Unutmadık bizler seni
Unutmadık hiç bir şeyi
Unutmadı GALATASARAY
KARŞIlıksız sevgini..


foto: galatasaraymedia.com
melodi: gözler kalbin aynasıdır

1.10.1905


"1 teşrin 1905'te Mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil... gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci reisliği formaları yıkadığı için almıştı..."

Kendisi bizlere hayatın anlamsız boşluğundan kurtulmamız için tek geçerli anahtarı vermiştir. Yaşamın gel gitlerinden sığınılacak bir liman bırakmıştır. Tribunde tellerin ardından ona bakarken umuda inanasımızı getiren bir olgu hediye etmiştir. Ali Sami bey sadece Galatasarayın değil yaşamlarımızında ölümsüz kurucusudur ..


Peki ya şimdi o sıralarda oturanlar?